Türkiye’de ikamet edenler için tasarlanmıştır.

Logo

Oyun dönemi (3-6 yaş)

Bu dönemde hareketlilik, anlatım gücü ve bağımsızlık artmakta, küçük kasların denetimi gerçekleşmektedir.

Oyunda arkadaş arama, yaşıtlarla ilişki kurma, birlikte oynama, kız ve erkek ayrımının fark edilmeye başlanması, anne babaya benzeme çabası (özdeşim) söz konusudur. Dönemin etkin aktivite biçimi, önceki dönemdekilere ek olarak, kayma, sallanma, kavrama, atma, ipe dizme, yazma, iç içe yerleştirme, yapıştırma, kesmedir.

Jean Piaget’nin ortaya koyduğu bilişsel gelişim (biliş, dünyayı öğrenmeyi ve anlamayı içeren zihinsel faaliyetlerdir ve algılama, bellek, muhakeme, düşünme, kavrama süreçlerini kapsamaktadır) dönemlerinden erken çocukluk dönemine denk düşen “duyusal-motor” ve “işlem öncesi” dönemlerin özellikleri ise kısaca şöyledir:

Duyusal-Motor Dönemi (0-2 yaş arası): Bebek, duyuları ve motor faaliyetleri yoluyla dış dünyayla ilişki kurmaktadır. Çeşitli refleksleri (en önemlileri, emme ve yakalama refleksleri) vardır. Refleks davranışlarından istemli davranış düzeyine geçmektedir.

Bebek 8–12 aylık olduğunda “nesnenin sürekliliği” anlayışı gelişmeye başlar. Buna göre, görüş alanları dışına çıkan nesne ya da kişilerin aslında yok olmadıklarını kavrarlar. 12–18 aylar arasında bebek, etkin olarak araştırmaya ve deney yapmaya; 18–24 aylar arasında, basit sembolik düşüncenin işaretlerini göstermeye başlamaktadır. Bebekler sadece o andaki yakın çevreleriyle ilgilidir ve yer ve zaman açısından uzakta bulunan hedeflere başarıyla ulaşamazlar.

İşlem Öncesi Dönem (2-7 yaş arası): Çocuklarda bu dönemde dile ve sembolik düşünce yeteneğine sahip, tümüyle benmerkezci bir düşünce yapısı hakimdir.

Çevrelerindekilerin kendilerininkinden daha farklı bakış açılarına sahip olabileceklerini anlayamazlar, kendi görüşlerinin tek görüş olduğuna inanırlar. Mantıklı düşünme işlemi henüz gelişmediği için nesnelerin görüntülerinin etkisi altında kalırlar. Henüz bilişsel yapıları, korunumu (herhangi bir nesnenin biçimi ya da mekandaki konumu değiştiğinde miktar, ağırlık ve hacminde değişiklik olmayacağı ilkesi) kavrayabilecek düzeye ulaşmamıştır.

Ayrıntılara dikkat etmeden, genel olarak algılar ve ilişkisiz obje ve kavramları bütünleştirirler. Çocuk parçayla bütünü aynı zamanda düşünememekte ve zihinsel kıyaslama yapamamaktadır. Maddeleri tek ve belirgin özellikleriyle sınıflandırabilir ve soyut kavramları anlayamaz. Bu dönemin sonuna doğru benmerkezci düşünce giderek azalmaya ve yerini mantıklı düşünceye bırakmaya başlamaktadır.

Anılan gelişim evreleri ve özellikleri yanı sıra çocukluk döneminde oyunun önemi ayrıntılı ele alınmalıdır. “Çünkü oyunun okul öncesi yaşların tek uğraşı olmasına rağmen okula başlamakla oyun gereksinimi sona ermez. Çocuk büyüdükçe, gelişim düzeyine göre biçim değiştirerek sürer gider”. Yetişkinlerin düşündüğü gibi oyun çocuk için boş zaman aktivitesi veya bir araç değil, amaçtır. Temel gereksinimlerinden biridir ve yaşamı oyunda somutlaşır.

Çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir, yetenekleri serpilir, becerisi artar. Çünkü oyun, çocuğun en doğal öğrenme ortamıdır. Duyduklarını, gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiklerini pekiştirdiği bir deney odasıdır. Oyun çocuğun özgürlüğüdür; yaratma ortamıdır; çocuğun dili ve en etkili anlatım aracıdır (üzüntülerini, kaygılarını, korkularını oyunla dile getirir). En güçlü ve en doğal dürtülerinden biri olan saldırganlık dürtüsünü boşaltmaya yarar.

Oyun, çocuğun gelişmesi ve kişilik kazanması için sevgiden sonra gelen ikinci en önemli ruhsal besinidir.

Özetle oyun eylemi; çocuğun fizyolojik gelişimine (kas sisteminin gelişmesine ve biriken enerjinin boşalmasına), topluma katılımına (sosyalleşmesine), yaşamı kavramasına, kişiliğini oluşturabilmesine ve kültürün sonraki kuşaklara aktarılmasına yöneliktir.

Çocuğumuzun cinsel gelişimi karşısında neler yapmalıyız?

Cinsel gelişim, bireyin gelişiminin önemli bir boyutudur. Cinsel gelişimini sağlıklı yürütemeyen ve cinsel engellemeler ve sorunlarla karşılaşan bir bireyin davranışlarında da bozukluklar görülür ve yaşamı boyunca, çevreye uyumunda olumsuzluklar yaşar.

Okul öncesi çocuğun cinsel konulara ilgisi, 3 yaşlarından başlayarak 5-6 yaşlarına kadar oldukça güçlü bir meraka dönüşür.

Evde, komşuda bir çocuğun doğması, hayvanların yavrulamaları, filmler, resimler, bu konuda yetişkinlerin ve kendi arkadaşlarının konuşmaları, çocuğun üreme organlarına karşı ilgisi ve bunlarla oynaması, karşı cinsin kendisinden ayrı olduğunu görmesi ve buna benzer konular çocuğun cinsel konulara karşı merakını yükselten durumlardır.

Özellikle sorulara karşı inandırıcı cevaplar alamaması, susturulmak istenmesi, çocuğun bu merakının artmasına neden olacaktır. Ayrıca bu davranışlar çocukta ilk suçluluk duygusunun ve cinsel gelişime karşı olumsuz tutumun kaynağı olmaktadır.

Okul öncesi çocuk, çevresindeki dünya kadar, kendi hakkında da bilgi sahibi olmaya güçlü bir istek duyar. 18 aydan 2,5 yaşına kadar uygulanan tuvalet eğitimi, hem çocuğun hem annenin ilgisini cinsel organlara yöneltir. Bebek altının ıslak olmaması gerektiğini öğrenirken, mesanesinin dolu olduğunu ve onun yakınındaki organlarda bir tür cinsel duygular uyanmasına neden olan baskıyı fark etmeye başlar.

Bazı anne-babalar bu erken cinsel ilgiden rahatsız olur ve bunun normal olmadığından endişelenir. Oysa bebeklerin bu davranışı tümüyle doğal, normal ve sağlıklıdır. Cinsel eğitim bu noktada başlar. Çocuğun cinsel konulardaki merakı, bu dünyayı tanıma ihtiyacından doğmakta ve öteki konulardaki merakı gibi yerinde ve sağlıklıdır. Yetişkin yalan yanlış yanıt verir, skandal yaratırsa cinsel gelişim bozukluğa uğrayabilir. Ana-babalar, çocuğun cevapları anlamayacağını düşünmemeli, kısa, gerçek ve net cevaplar vermelidir.

Cinsel eğitim ne çok erken ne de çok geç olmalı, çocuğun gelişim düzeyine göre zamanında, basit, kısa, gerçek ve endişesiz cevaplar verilmelidir. Sözel bilgi, çocuğa bir şey sakladığı izlenimi vermemelidir. Basit, kesin, somut bilgi zihni karıştırmaz. Burada önemli bir nokta da çocuğun anne babaya güven duymasıdır. Sorduğu sorulara dürüst yanıtlar aldığında çocuğun güveni desteklenir. Eğiticinin rolü, bastırılan gizi ortaya çıkarmak değil, çocuğu bu konuda bilinçlendirmektir.

Kreş

Kreş (kreş öncesi eğitim) için uygun yaş nedir?

Oyun grupları daha az resmi ve daha kısa zamanlı olduğu için 2,5 yaşındaki çocuklar kreş öncesi eğitim kurumlarının oyun gruplarına katılabilirler. Burada çocuğun yaşıtlarıyla zaman geçirmesi ve bu sayede sosyal ve duygusal gelişimine katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Kreş öncesi eğitime başlanması için çocuğun buna hazır olmasının yanında genellikle çocuklar 4 yaşından itibaren tam gün kreşte kalabilirler.

Kreş öncesi kazanılması gereken önemli alışkanlıklar nelerdir?

Çocuk; öğrenme sürecinde gerekli olacak niteliklere ve yeterliliklere sahip olduğunda kreşe uyum sağlar, kendini rahat hisseder, hem öğretmeniyle hem de arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurar. Çocuğun kreşe başlamaya hazır olması ve yeterli olgunluk düzeyine erişmesi için ev ortamında sunulan uyarıcıların zengin olması önemlidir. Çocuğun kreşe gitmeye hazır olabilmesi için ailenin yapabilecekleri aşağıdaki üç başlık altında toplanabilir.

Sosyal ve duygusal hazırlık:

Duygusal ve sosyal olgunluk, yaşam içinde zamanla ve deneyimlerle gelişir. Çocuğun kreş olgunluğunu geliştirmesini desteklemek için evde aşağıdaki öneriler dikkate alınabilir.

Kendine güven duygusu: Çocuklar kendilerinden emin olmalı, başaracaklarına dair inanç taşımalıdırlar.

Bağımsızlık: Çocuklar bazı şeyleri tek başlarına yapabilmelidirler. Böylece anne babalarına ya da bir başkasına bağlı kalmaksızın birtakım girişimlerini tek başlarına yapma becerisi kazanırlar.

Motivasyon: Çocuklar öğrenmeye ve yeni deneyimlere cesaretlendirilmiş olmalıdırlar.

Merak: Çocuklar doğal olarak meraklı oldukları için onların bu doğal yetenekleri desteklenmeli, teşvik edilmelidir. Böylece yeni öğrenme deneyimlerine daima açık olur, öğrendikçe yenilerine karşı daha bir açlık duyarlar.

Sebat: Çocuklar başladıkları şeyleri bitirene kadar sabretmeyi, işlerine sonuna dek sarılmayı öğrenmelidirler.

İş birliği: Çocuk, başka kişilere karşı duyarlılık geliştirmiş olmalıdır. Böylece yeni girdiği ortam olan kreşte geçimli, paylaşımcı, saygılı ve sınırlarını bilen biri olabilecektir.

Kendini kontrol: Çocuk, kızgınlığın kötü yollarla olduğu kadar iyi yollarla da ifade edilebileceğini öğrenmiş olmalıdır. Böylece ısırma, itme, didişme gibi davranışların kabul edilemez olduğunu anlayacak, çeşitli durumların gereğine uygun davranışlar geliştirebilecektir.

Çocuğumuz için kreş ne kadar önemli?

Günümüzde çocuklar çeşitli sebeplerle artık sokakta oynayamamakta ve zamanlarının büyük kısmını evde geçirmek zorunda kalmaktadırlar. Bundan dolayı okul öncesi eğitim kurumları, giderek daha fazla önemli hale gelmektedir. Bu gibi kurumlarda çocuklar akranlarıyla beraber olarak kişiliğini keşfetmekte, kendine güvenini geliştirebilmektedir. Ayrıca paylaşmayı, iş birliğini, sosyal bir ortamda olmanın gerekliliğini ortaya koyan; sıra bekleme, sorumluluk alma, planlama gibi becerileri de kazanabilmektedir. Anne babasından uzakta da olsa dünyanın güvenilir bir yer olabileceği ile ilgili inancı gelişmekte, kendine güven kazanmaktadır. Okula hazırlık yapmak için önemli bir fırsat da elde etmiş olmakta ve zihinsel gelişimleri desteklenmektedir. Okul öncesi eğitim, aile ve sosyal çevrenin bu imkanları sağlayamadığı durumlarda lüks olarak görülmemelidir.

Adaptasyon süreci

Kreşe başlamak, çocuğun yaşamında büyük değişikliklere sebep olur. Bu yeni ortamda kaygılı olmaları ve davranış değişiklikleri göstermeleri oldukça doğaldır. Bu gibi durumlar sadece çocuğu değil, ailenin tüm bireylerini kapsayan şekilde ele alınmalıdır.

Çocuk ilk günlerde kreşe bırakıldığında ağlamaya başlarsa, aileler çocuktan bu şekilde ayrılmanın çocukta travma yaratacağını düşünmektedir. Ama bu durumun doğal bir süreç olduğunu ve bunun çocuğun iyiliği için yapıldığını bilmeleri gerekir. Ebeveynlerinden ayrılmaları sosyalleşme isteklerinin olduğu gelişim döneminde olduğu için bu durum bir tehdit veya travmatik olarak görülmemelidir.

Çocuğun gözünden kreş

Ebeveynin olduğu kadar çocukların da aklında kreşe dair kaygı yaratabilecek birçok soru oluşabilir. Anne-baba, sorulara sözlü ve davranışsal olarak cevap vermeli, her sabah kreşte neler yapacaklarını anlatmalı. Bu durum, çocukta oluşan kaygının ve belirsizliğin azalmasında etkili olacaktır. Aileler bu aşamada söylediklerinde ve yaptıklarında güvenilir ve tutarlı olmalıdır, söylemlerinde olumlu bir dil kullanmalıdırlar.

İlk adaptasyon sonrası

Çocuğun ilk iki ay hevesle ve istekle okula giderken, bir anda bu hevesinin bıçak gibi kesildiğini ve artık okula gitmek istemediğini dile getirdiğini görebilirsiniz. Bu ilk adaptasyonda yaşanan zorluklardan daha tehlikelidir çünkü daha güçlüdür. Bunun sebeplerinden biri; ilk günlerde içine girdiği yeni ve renkli ortam, oyuncaklar cazip gelmiş ama bu ortamdan zamanla sıkılmış olabilir. Diğer bir neden okula adaptasyonunu kolaylaştırmak için normalden iyi davranan öğretmeni daha sıkı kurallar getirmeye başlamış olabilir. Unutulmamalıdır ki aile tarafından çocukla kurulacak sıkı ve olumlu iletişimle bu sorun da çözüme kavuşturulabilir.

Adaptasyon sürecinde oluşabilecek normal tepkiler

Çocuk adaptasyon sürecinde anne-babanın kucağından inmemek, kreşten gitmelerine izin vermemek, kreşte öğlen uykusuna yatmamak gibi tepkiler verebilir. Bu tür tepkiler normal karşılanmalı ve bu gibi durumlarda hemen pes edilmemelidir. Kreşe eninde sonunda alışacağı unutulmadan çocuğa biraz zaman tanınmalı, panik yapmamalı ve soğukkanlı davranılmalıdır.

Çocuğumuzun kreşe uyumunda karşılaşacağı etkenler var mı?

Ailelerin çocuklarından kısa vadede büyük beklentileri olmamalıdır. Bunun zaman alacak bir süreç olduğu unutulmamalıdırlar.

Çocuğun hayatında önemli bir değişiklik olmuş ve bu zamana kadar kendisinde olan tüm ilgiyi bir anda birçok çocukla paylaşmaya başlamıştır. Ailenin bu süreçteki önceliği çocuğun kreşe adaptasyonu olmalı, mümkünse taşınma, oda değişikliği vb. gibi günlük yaşantısında herhangi bir değişiklik olmamalı, çocuğun günlük ev rutini bozulmamalıdır.

Çocuk ilk günlerde kreşte biraz daha özgür olmalı ve kendi istediğini yapabilmelidir. Düzeni bozuyor diye koşması engellenmemeli ve grup etkinliklerine katılması konusunda zorlanmamalıdır.

Kreşin ilk günlerinde çocuğun en keyifli olduğu anda eve gitme vaktinin geldiğinin söylenmesi olumlu bir etki yaratabilir. Bu sayede arkadaşları ile oynadığı oyuna henüz doyamamış olan çocuk, ertesi günün hayalini kurmaya başlayacaktır.

Çocuklar büyürken ailenin gösterdiği ortak tutum ve kurallar çocuğun gelişimini ve kreşe uyumunu önemli ölçüde etkilemektedir. Anne babanın tutarlı ve kararlı olmaması durumunda, çocuklar ebeveyne karşı saygı ve güvenlerini yitirebilirler.

Anne baba her konuda olduğu gibi kreş konusunda da ortak bir karar almalı ve bu karar doğrultusunda ilerlemelidir. Ayrıca anne babanın çocuğa karşı olumlu yaklaşımı da önemlidir. Kreşte yaptığı olumsuz bir davranışının evde cezalandırılması doğru değildir. Bu durumda çocuk öğretmenine karşı olumlu duygular kazanmayacaktır. Benzer şekilde evde anne babanın, okulda öğretmenin otorite olduğu unutulmamalıdır. Ebeveyn otorite kuramadığında topu öğretmene atıp, çocuğu öğretmenine şikayet etme yoluna gitmemelidir.4

Evde anne baba tarafından aşırı ilgi gösterilen ve her dediği yapılan çocukların da uyum sürecinin uzun olduğu gözlemlenmiştir. Aşırı anne baba ilgisi çocuğun gelişiminde de gecikmelere neden olmakta, fazla bağımlı, kendi başına karar veremeyen veya bir şey yapamayan çocuklar yetişmesinde etkili olmaktadır.

Kreşler, anne babanın yokluğunu giderecek bir yer olarak değil; aile tarafından verilen, eğitime katkıda bulunan bir kurum olarak değerlendirilmelidir. Kreşe senenin başında başlatmak, çocuğun uyumu açısından daha faydalı olacaktır. Çocuklar arasında kreşe adaptasyon konusunda karşılaştırma yapılması yanlış bir davranıştır. Her çocuk kendine özeldir ve özel bir uygulama gerektirebilir.

Referanslar:

  1. Çukur D. Okul Öncesi çocukluk döneminde sağlıklı gelişimi destekleyici dış mekan tasarımı. SDÜ Orman Fakültesi Dergisi. 2011;12:70-76.
  2. Günalp A. Uzmanlık tezi: Farklı anne baba tutumlarının okul öncesi eğitim çağındaki çocukların özgüven duygusunun gelişimine etkisi. 2007. http://acikerisim.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/296/ayse_gunalp_tez.pdf?sequence=1 adresinden 20.01.2017 tarihinde erişilmiştir.
  3. İşmen Gazioğlu AE. Hayatın ilk çeyreği. 0-18 yaş gelişimi. T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı http://ailetoplum.aile.gov.tr/data/542925ac369dc32358ee29fb/01_01_hayatin_ilk_ceyregi.pdf adresinden 20.01.2017 tarihinde erişilmiştir.
  4. Kasrat B. Çocuk yetiştirmede psikolojik taktikler kitabı. Mikado Yayıncılık. Eylül 2016. ISBN:978-605-9935-08-1.