
|
BEBEĞİMİN GÜNCESİ
1 AYLIK: Sevgili Pamuğum, Evimize, ruhumuza, hayatımıza hoşgeldin. İyi ki geldin...
Sevgili Pamuğum,
Evimize, ruhumuza, hayatımıza hoşgeldin. İyi ki geldin. Meğerse eksik olan tek şey sen mişsin. Renkler parladı, kokular canlandı sanki. Hastanedeki ilk günlerimiz çok yoğundu. Herkes beni unuttu, seninle ilgileniyor. Bazen kıskanacak gibi oluyorum seni, henüz gelmiş olmana rağmen, yerle bir ettin tüm bana gösterilen ilgiyi! Yaşamının ikinci gününde fotoğraflarını çektik, sen uyurken. Gözlerin zarar görmesin diye, baban flaş kullanmadı. Hiç yeni doğmuş bir bebeğe benzemiyorsun. Sanki her an konuşup, birşeyler söyleyecekmişsin gibi.
Üçüncü gününde kafanı kadırıp, yönünü değiştirebildin. Öylece bakakaldım sana.
Beşinci günde evimize çıktık. Babaannen temizletti heryeri, sen geliyorsun diye. Anneannen da bana bakıyor. Baban ise aralıksız koşturmakta, hastane ile ev arasında. Durmaksızın bakışıp koklaşıyoruz senle. Bazen bakarken kayıyor gözlerin, yeniden bulmaya çalışırken beni, uykuya yenik düşüyorsun.
Yedinci gününde adına kesin olarak karar verdik: DOĞA Bundan böyle tüm yaşamın bu isimle beraber anılacak. Umarım beğenirsin. Baban buldu bende çok beğendim. Ve en önemlisi sana çok yakıştı.
Yıkadık seni dokuzuncu gününde. İlkin bağıracak gibi oldun, vazgeçtin sonra. Ben su bile dökemedim sana, korktum boğulacaksın diye. Herkes gülüyor bana. Ama öğreniyorum yavaşça anne olmayı. Banyo suyunun sıcaklığını dirseğimle ölçme, ateşine dudağımla bakma, kaldırırken belinden ve başından kavrama gibi detaylar benim en önemli derslerim artık. Doyasıya emdiğin göğüslerim, hayatımda hiç duyumsamadığım büyük bir acıyla ağlatıyor beni. Bir zaman sonra göğüslerim uyuşurken diniveriyor gözyaşlarım. Sütten midir bilmiyorum ama Pamela Anderson'unki gibi oldu gögüslerim!! Bir yastık koyuyorum dizimin üstüne, yatak oluyor sana. Ne kadar minik olduğunu anla. Birden dertop olup, kıvrılıveriyorsun kucağımda. Göbeğine pansuman yapıyorun, en ciddi tavrımla. Canının acımadını bilmenin huzuru var içimde. Bazen şak diye yakalıyor buğulu gözlerin beni, sanki gülümsüyor gibisin. Çenendeki gamzeleri farkettim dün, çığlıklar eşliğinde. Bütün bedenin yay gibi gerildi korkudan. Bir müddet ağladın ve ilk özrümü diledim senden. Hemen kucakladı kollarım seni, göğsüme yatırdım. İlkin emmek için arandın, yaladın boğazımı, minik dilin gıdıkladı beni. Sonra kokularımız karışarak birbirine, doyasıya uyuduk. Senle yatmaya korkuyorum. O kadar küçük ve kırılgansın ki, yanlışlıkla sana çarparmıyım, koluna bacağına yatarmıyım acaba? Ama annelikten midir, nedir? Eskiden çok derin uyurken şimdi kelebek kadar duyarlıyım. Gözünü kırpsan, başını iki cm yana çevirsen, fırlayarak uyanıp, saniyede başucunda oluyorum.
Sanırım beni tanıyorsun artık. Zaten kokuma alışıksın. Nasıl tanımayasın ki kokumu, kolay mı dokuz ay içiçe yaşadık. Ben konuştum seninle hep. Beni duyduğunu biliyordum. Belki bu yüzden, "geldim tatlı kurabiyem" dediğimde pür dikkat bekliyorsun beni. Sana dokunmam rahatlatıp uyutuyor seni. Gece gündüz emiyorsun. Kısa kısa ve israrla ağlarsan biliyorum ki emmek istiyorsun. Kıvranarak garip bir ağlama temposundaysan biliyorum ki gazın var. Hem ağlayıp hemde entresen sesler çıkarıyorsan biliyorum ki kucaklanıp sevilmek istiyorsun. Sonsuza kadar seninle olmalıyız artık. Deli gibi seviyorum seni. Çok entresan bir şey, her gün sevgim daha da devleşiyor, tıpkı senin büyüyüşün gibi.
Onuncu gününde doktora gittik, kalça çıkığı kontrolü için. Şükürler olsun ki, herşey çok normalmiş. Doktor seni bacaklarından tutup aşağı doğru sarkıttı, çıldıracak gibi oldum. Sonra ellerinden tutup aşağı pat diye bıraktı seni. Bayılıyordum korkudan. Ama sen sımsıkı tutundun doktorun parmaklarına. Hemen kucaklayıp, bağrıma basmak istedim seni. Seninle birlikte ruhumda dinginleşti.
Neredeyse onbeş günlük oldun. Göbeğin düştü iki gün evvel, kuru ve minik bir parça şeklinde.
Onbeşinci günde daha bir uyum içinde olmaya başladık. Bazen kanepede bazende göğsümün, tam kalbimin üstünde uyuyorsun. Senin kalbinin minik ve hızlı temposu gözlerimi sırılsıklam ediyor. Bazen çok mutluyum bazen de deli gibi hüzünleniyorum. Hüznümün seninle ilgisi yok, inan bana. Yeni annelere olurmuş hep ama zamanla geçecekmiş, endişelenme!
Evimiz hala kalabalık. Herkes merak ediyor seni. Görenlere çığlık attırıyorsun, her çığlığın ardından tavşan gibi korkarak, açılıyor gözlerin.
Yirminci günden sonra daha az ağlayıp daha sık uyumaya başladın. Göz kapaklarını daha çok açıyorsun şimdi. Esnemen küçük ve ıslak kedi yavrularına benziyor. Umulmadık sesler çıkarıyorsun.
Yirmibeşinci günümüzde ilk gezmemize gittik. Senin suratına un sürdüler, yaşlanana kadar yaşayasın diye. Benim şaşkın bakışlarımın altında, yumurta koydular çantamıza, çoluk çocuğa karışasın diye. Pirinç ve şeker verdiler bereketli ve ağzın tatlı olsun diye. Adetmiş, eve ilk kez gelen bebeğe yapılırmış. Neyse yapsınlar bence problem değil.
Bazen sütümün yetmediğini bazen de senin yeterince güçlü ememediğini düşünüyorum. Bazen yorgunluktan meme ucu ağzından kaçtığında dört beş delikten süt fışkırıyor. Bir keresinde gözüne doldu hepsi. Tadına baktım, sanki sulandırılmış ve çok hafif tatlandırılmış gibiydi. Sen seviyor musun, ben sevmedim. Biliyorum emmek yoruyor seni ama ben de yardım edeceğim sana söz. Biraz gayret et ki, ek gıdaları sokmayalım hayatımıza.
Her saniyem senle, bir tek tuvalete gidiyorum sensiz. Nefesi bile birlikte alıyoruz.
Neredeyse bir aylık oldun. Kedi gibi gerinip esniyorsun ama onu bile beceremiyorsun. Nazikçe, kollarını yukarı, yana, aşağı oynatıyorum.. Bayılıyorsun. Bacaklarını karnına hafifçe bastırdığımda, beni güldüren gazlar kaçırıyorsun minik popondan. Kakan hiç kokmuyor nedense. Beni emdiğin sürece kokmayacakmış, babaannen söyledi. Bu iyi bir haber. Baban da yardım ediyor bize, ama asıl ekip senle benim. Hiç bu kadar yorgun ama, bir o kadar da mutlu olunabileceğini, kah gülüp kah ardından beni garip bir ağlamanın sarmalayacağını bilmezdim. Neler oluyor bana tatlı bebeğim.
Sanki doğum yapmamış gibiyim hala. Karnım neredeyse olduğu gibi duruyor. Sen kucağımdaysen, ne var orda peki?
Arada bir kısa süreli hareketler yapıyorum, ama en çok ihtiyacım olan şey kesintisiz bir uyku. Niye her on dakika da bir uyanıyorsun, söyle bakayım?
Dün ilk ayımızı kutladık. Bana, herşeyi sevme duygusunu yollayıp duruyorsun. Herşey senin yanında anlamını, önemini yitirip yok oluyor. Ne kadar da güçlü bir bebeksin öyle.
Annen seni seviyor... hem de çok.
2 AYLIK: Minik Kuşum, Şimdiye kadar yaptığım en iyi şeyin, seni doğurmak olduğunu keşfettim. Hayatım yeni baştan şekillendi...
Minik Kuşum,
Şimdiye kadar yaptığım en iyi şeyin, seni doğurmak olduğunu keşfettim. Hayatım yeni baştan şekillendi. Daha az sinirlenir oldum, daha güçlüyüm. Kızıp, sitem etmez oldum ufak tefek şeylere. Daha dayanıklıyım çünkü ben bir anneyim.
Doktora götürdük seni, 940 gram almışsın otuz üç günde ve boyun da beş santim uzamış. Bu harika bir gelişme. Bu ara biraz kaprislisin, ama yine de tapıyorum sana. Sen uykudayken bile özlüyorum seni. Hiçbir ayrıntıyı, hiçbir gelişimini kaçırmak istemiyorum.
Otuz yedinci gününde, sol gözünün kenarı kızardı ve kulağının arkası sulandı. Çok canım sıkıldı. Hemen doktoruna gittik. Önemli değilmiş, cildin hassasmış ve sıcaktan olabilirmiş. Doktor dönüşü sana bebek arabası aldık. Onunla seni sahilde gezdireceğim günleri sabırsızlıkla bekliyorum. Sen henüz anlamıyorsun ama ben bebek arabasına o kadar heveslendim ki, evin koridorunda ve salonda minik turlar attık seninle. Sonra güldüm kendime, neler oluyor bana diye.
Kırkıncı gününde, bütün bebeklere yapılan o töreni yaptım sana. Tek başımaydım. Yıkamak için küvetini doldurdum, anneannenden telefonla aldığım bilgilerle seni yıkamak istedim. Soydum ve minicik bedeninle sevgi dolu avuçlarımda kıvranıp durdun. Şimdi tam hatırlamıyorum ama taşlar koydum suyun içine, sebebini bilmediğim. Sonra ne olduysa o zaman oldu, tam başını sabunlarken, ayaklı küvet devrildi birden ve sen elimde köpüklü başınla öylece kalkaldın. Bütün sular koridordan mutfağa doğru gürül gürül aktı. İlk beş saniye kıpırdayamadım, neden sonra üşüyeceğini hatırlayıp seni sardım, önceden hazırladığım havluna. Ve bir müddet ağladım yine. Sana sarıldım, kucağıma bastırdım salonda dolaşa dolaşa ve konuşa konuşa ağladım. Kendimi yapayalnız hissettim nedense, iyiki sen vardın yanımda.
Nihayet pembe bir nüfus kağıdın oldu. Gerçi biraz geç kaldık ama bir türlü ayarlayamamıştık. Artık sen de T.C. kayıtlarında var olan bir bireysin. İşin en güzel tarafı da yani en gurur verici yanı da, anne adı kısmında benim ismimin yazılı olmasıydı. O kadar hoşuma gitti ki, herkese gösterdim bunu.
Her gün, her saniye güzelleşiyorsun. Geceleri bile daha az uyanır oldun. Sana elimden geldiğince iyi bakmaya çalışıyorum. Burnun tıkandı yine bu günlerde. Galiba nezlesin ve ben çok üzgünüm.
Sabahın daha alacakaranlığı şu anda. Baban yanımda, sen sepetinde uyuyorsun. Baban horluyor, sen de burnundan hırıltılı sesler çıkararak uyumaya çalışıyorsunuz. Burun deliklerin o kadar minik ki, temizlemek çok zor oluyor. Daha sık aralıklarla besliyorum artık seni. Çünkü nezlesin yeterince nefes alamıyorsun ve yeterince güçlü çekemiyorsun. Gerçi ben de elimle sıkarak yardım ediyorum sana. Bazen uyuyup kalıyorsun. Memenin ucunu agzından çekerken, pusuda bekleyen şahin gibi atılıp yakalıyorsun. Ben çok gülüyorum buna.
Umarım senin için iyi bir aile olmayı başarırız. Doğurmak değil de, iyi büyütmek, geleceğe ve hayata hazırlamak hepsinden önemli.
Bugün elli iki günlük oldun.. Gözlerimle büyüdüğünü görüyorum. İlk doğduğunda olmayan kirpiklerinin uzadığını farkettim geçen gün. Kürdan gibi parmakların bile daha kalınlaştı sanki. Ama ellerin benim hayatımda gördüğüm en güzel bebek eli. Zaten bebek eli gibi değil, küçültülmüş bir bayan eli kadar güzel. İşte bir tek burda benzeşiyoruz. Ellerin benim ellerimin aynısı. Üst üste koyuyorum benimkiler seninkilerin büyütülmüşü sadece. O kadar benziyorlar ki, bende teselli ediyorum kendimi, nihayet bir şeyi de bana benziyor diye.
Artık gözle görülür biçimde büyüyorsun. Kafan portakaldan az büyükken, şimdi küçük bir kavun oldu (!)
Nihayet iki aylık oldun. Yani atmış gündür beraberiz.
3 AYLIK: Tontonum, Zaman daraldıkça ben de daralıyorum...
Tontonum,
Zaman daraldıkça ben de daralıyorum. Sensiz bir saati bile geçiremezken nasıl işe başlayacağımı bilemiyorum. Benim yavrum, canım, ruhumsun. Seni ben büyütemedikten sonra ne anlamı var anne olmanın. Biraz bunalımdayım. İşe başlamama birbuçuk ay kaldı, yani geri sayım başladı.
Uykuya dalamamaktan dolayı sinirlenişin, gerine gerine yatışın, büyük adamlar gibi gaz çıkarışın, çıkardığın sesten irkilmen, kaşlarını kaldırarak bakışın, emerken gözlerinin bir noktaya takılması, uykudayken alt dudağını sarkıtarak ağlaman, emerken yan yan gülüşün, sütün yüzüne her fışkırdığında sanki boğulacakmış gibi çırpınışın, banyo yaparken yüzündeki endişeli tavır, ağzından çıkan köpüklerle girdik üçüncü ayımıza.
Kahkahan daha belirgin şimdi. Daha uzun süreli uyuyorsun artık.
Babanla biraz gerginiz bu aralar. Sanırım ben çok yorgunum, tüm sebebi bu aslında. Saçlarım dökülüyor nedense, o yüzden gidip kısacık kestirdim. Eskiden saçlarımın ucu ile gıdıklardım yanağını, hoşuna giderdi. Şimdi ne yapacağız.
Annemin kıymetini sen doğunca anladım. Ama bir insanın bunu daha iyi anlaması için cidden anne olması gerekiyor.
Artık daha sık acıkıyorsun, geceleri mutlaka bir kaç kez emiyorsun. Ama emiş hızın arttı.
Yine öksürüyorsun maalesef. Sanki sesin biraz kısıldı gibi. Sesini duydukça, içim kanayıp acı veriyor bana.
Bugün tam yetmişbeş günlüksün yani iki buçuk aylık. Düşünebiliyor musun, koskoca yetmiş beş günün yirmi dört saati birlikteyiz. Kısaca binsekizyüz saattir kucak kucağa, göz gözeyiz.
Doktora gittik, rutin bir kontrole. Birazcık kilo almışsın. Bu ara ağlamaların arttı ve daha da uzadı. Nen var? Doymuyor musun yoksa? Ama mama vermek istemiyorum sana tatlı yavrum. Haklısın, doymuyorsun belki de, çünkü sütüm azaldı üçüncü ayın sonunda. Çünkü 4-5 delikten fıskiye gibi fışkırırken, şimdi damla damla sızıyor.Yani ancak üç ay doyurabildim seni.
Dün, hastanede ilk doğduğunda çektiğimiz, videoları seyrettim. Müthiş değişmişsin. Daha güzelleşmişsin. Şimdi, yanımdaki kanepede ana kucağında uyuyorsun. Ana kucağı çukur olduğu için altını battaniye ile destekledim. Gayet rahat gözüküyorsun. Ağzını arada bir sanki bir şey yiyormuşsun gibi oynatıp duruyorsun. Bazen o tatlı ve masum rüyana giren biri korkutuyor sanki seni, kaşların gerilip, yüzünün şekli endişeli bir hal alıyor. Sonra gülümseyiveriyorsun, benim de içim huzurla doluyor.
Dudakların sanki kalemle şekillendirilmiş gibi muntazam.
Asıl haberi unutuyordum! Büyük bir iştahla emzik emmeye başladın. Aslında iştahla diyorum ama alıştırana kadar çıldırttın bizi. Biz verdik sen tükürdün, biz verdi sen tükürdün. Ağzını sımsıkı kapadın, ağzını kaparken gözlerini de kapamayı ihmal etmedin nedense. Şimdi büyük bir iştahla emiyorsun. Ama sıkılıp veya öfkelenip fırlattığın oluyor. Gerekli miydi bu emzik işi diye sorarsan, valla ben gögüslerimi kurtarmış olmaktan memnuniyet duyuyorum. Çünkü süt emiyorsun, o ayrı ama sonra saatlerce oyalanıp duruyorsun. Benimde belim ağrıyor. Çekeyim istiyorum, bir bakış fırlatıyorsun ki, dünyaya bedel...
Zaten senin herşeyin dünyaya bedel minik solucanım.
Annen seni seviyor.
4 AYLIK: Meleğim, Seninle inanılmaz derecede geziyoruz. Daha yeni dördüncü ayına girdin ama uzun seyahatler yapmaya başladık bile...
Meleğim,
Seninle inanılmaz derecede geziyoruz. Daha yeni dördüncü ayına girdin ama uzun seyahatler yapmaya başladık bile. Bayram tatilinde Kıyıköy'e gittik. Yolda hiç sorun çıkarmadın. Bizim gezme düzenimize çabuk ayak uydurdun. Sokağa çıkacağını anlayıp, çırpınıyorsun balıklar gibi. Hele elimde pempe beren varsa, iki elini birleştirip, çenenin altına koyup öyle bir kahkaha atıyorsun ki, bunu sana ben asla anlatamam.
Ayın başında aşın yapıldı. İlkin ne olduğunu anlamadan baktın doktoruna, neden sonra iğne batınca ağlamaya başladın. Canım benim. Seninle birlikte o iğne bana da batıyor, inan.
Yolda seninle yürüyemez olduk. Sana yapılan iltifatlar sanki bana kanat takıyor. Herkes ellemek, öpmek istiyor. Ben itiraz etmiyorum ama baban kızıyor bana. Haklı elbet, ya yine nezle grip türü bir şey olursan ne olacak. Aman allah korusun.
Her geçen gün babana benziyorsun. Bu haksızlık. Herkesin "aynı babası" demesi kıskançlıktan öldürüyor beni. Ben dokuz ay karnımda taşıyayım, sen git babaya benze. Nasıl iş bu. Çok kızıyorum sana. Niye azıcık da bana benzemedin. Baban yakışıklı bir erkek, buna diyeceğim yok ama anneye de azıcık benzesen iyi olurdu. Neyse herkes "üzülme büyüdükçe değişir senin havanı da alır" deyip beni teselli ediyorlar. Buna ben bile inanmıyorum. Ama bu benzeme işinin en iyi tarafı gözlerin. Gözlerin tıpkı babanınkiler gibi mavi. Aslında seninki biraz bulanık, babanınkleri o kadar berrak ve güzel bir mavi ki anlatamam. Üstelik onunkiler sağlam. Sen yine de ona çek. Benimkiler, çocukluğumdan beri bozuk, lens takmaktan o kadar yoruldum ki.
Günler hızla geçiyor ve neredeyse üç buçuk aylık oldun. Şarkılar söylüyorsun kendince. Favori şarkın, Tarkan'ın "seni gidi fındıkkıran". Babaannen söylüyor, sen de tempo tutuyorsun. Elini emiyorsun, büyük bir iştahla. Geçen gün bende bakayım şunun tadına dedim, hakikaten lezizmiş! İki gün evvel elma suyuna başladık. Sanki limon suyu içermiş gibi yüzünü ekşitiyorsun. Yarın muhtemelen ilk muhallebini yiyeceksin. Biz de videoya kaydedeceğiz.
Bu günlerde daha pozitifim. Kendi kendimle daha barışığım sanki. Yavaş yavaş kilo veriyorum sanırım ondan. İki gündür spora gidiyorum, daha şekilli bir anne olacağım. Sana bir eşofman altı aldım ki, inanamazsın. Minicik. Onu mutlaka saklayacağım, hayatımda o kadar şirin bir şey görmedim.
Dördüncü ayını bitirirken, artık beni sana göre uzak sayılabilecek mesafeden tanıyorsun. Beni görünce mutlaka gülmeye başlıyorsun. Herkeste ağlama huyu edindin nedense. Ben alıyorum saniyede susup, gömüyorsun leblebi burnunu boynuma. Sanki çabuk konuşup, erken yürüyecekmişsin gibi bir halin var. Elbette bu gelişimleri bu ay beklemiyorum ama akıllı olduğunun farkındayım.
Sana bakması için bir teyze ayarladık, onu sevdim ben. İnşallah sen de seversin. İki güne kadar başlayacak. Bu ayın sonunda sen dört aylık olacaksın ben de işe başlayacağım.
Senle sık sık konuşuyorum, bana cevap veremesen de anlar gibi bakıp (anladığını biliyorum) gayet ciddi dinliyorsun beni. Uyumamakta direndiğin zamanlar ağzımı kulağına dayayıp, usul usul mırıldanıyorum. Çok hoşuna gidiyor. Sen uyuduğun zamanlar, uzun süredir ara verdiğim öykü yazma işine geri dönüyorum. Ama yorgunluk o kadar ağır basıyor ki, bir de bakmışım uyumuşum. Baban gelip kaldırıyor beni. Tam yatağıma geçip, uykuya dalmak üzereyken, sen uyanıyorsun o sevimli çığlığı basarak.
Zaman ne kadar da hızlı geçti, bak iznim bitiyor bu ayın sonunda. Neredeyse iki günüm kalmış ve sen dört aylık oldun. Ne yapacağız bilmiyorum. Yani seni nasıl bırakıp da işe gideceğim...
Sana doyamıyorum.
Annen
5 AYLIK: Mavişim, Ben işe başladım, bu ayın başında. İlk günler çok zor geçti...
Mavişim,
Ben işe başladım, bu ayın başında. İlk günler çok zor geçti. Her saat, hatta her on dakikada bir arayıp sordum seni. Fazla düşünmemeye, aklıma getirmemeye çalıştım evi. Dikkatimi başka şeylere verdim. Aslında, belki de bir bakıma iyi oldu. Nasılsa başlayacaktım. Daha kolay alışırız böylece. Hiç gözüm arkada değil ama gönlüm hemen yanıbaşında. Hem babaannen yanında hem de sana bakacak olan bakıcı teyzen var. Babaannen sana sabır, özveri ve emekle bakıyor. Bunları büyüdüğün vakit sakın unutma olur mu? O olmasa ben çok bocalardım. Annelik içgüdüsel bir duygu buna eminim ama bazı şeyler için tecrübe gerekiyor. İşte ben onları öğrendim.
Biliyorum ki benim baktığımdan daha özenli bakılıyorsun şimdi. Bize kalansa akşamın olmasını bekleyip, sarmaş dolaş olmak. Her eve geldiğimde çantamı koridora fırlatıp, sana koşuyorum. Genelde ana kucağında olup, penceremize kadar uzanan kavak yapraklarını seyrediyorsun. Eğer yönün bana dönük değilse, sesimi tanıyıp bir o yana bir bu yana çırpınıp duruyorsun. Babaannen diyor ki; her zil çaldığında kapıya bakıp, kaşlarını kaldırıyormuşsun. Belki de beni bekliyorsun canım yavrum.
Kabız oldun ilk kez ve iki gün kakanı yapamadın. Sancın vardı belli, çünkü geceleri kıvrandın durdun.
Havalar düzeldiği için sen de beşinci ayın içinde olduğun için artık akşamüstleri seni parka götürüyorum sık sık. Geçen gün Fenerbahçe parkına gittik. Ayaklarını çıkarıp, çimlere bıraktım seni. İlkin gıdıklandın. Sonra hoşuna gitti yuvarlanmak. Herkes senin ordan oraya yuvarlanıp, kahkahalar atışını seyretti gülerek. Bu arada çimenleri yemek istedin, zor kaptım elinden. Dudaklarını büktün ilkin, sonra gözün bir papatyaya takıldı ve ağlamanı unutarak ona saldırdın. İşte koca bir haftasonunu böyle geçirdik senle.
İlk anneler günümü kutladım. Bana sabahın erken saatinde, elinde sıkı sıkıya tuttuğun küçük bir paketle, babanın kucağında geldin. İlkin paketi almak için bir müddet mücadele ettik senle. Sen nedense vermemekte direndin. Belli ki paketi yemekti niyetin. Neyse aldım elinden ve içinde iki hafta önce beğendiğim gümüş yüzük çıktı. Çok duygulandım. Ağlamak istedim ama utandım. Bu denli yoğun bir sevgi ve bu deli aşk yoruyor beni. Bakışların, gülüşün, şarkılar söyleyişin içime işlemiş.
Bu ayın içinde yine aşın vardı. Senden çok ben strese giriyorum. Oysa sen bu sefer ağlamadın bile. Dörtyüz gram almışsın. Zaten işe başladığımdan beri düzenli ememiyorsun. İşe başlamadan evvel bir sağma makinası aldım ve 3 saatte bir iş yerinde sağıp, cam kaplarla dolaba koyuyorum. Ve sen bunları akşam ya da ertesi gün içiyorsun. Ama azaldı. Bütün bir gün ancak yüzelli ya da ikiyüz cc toplayabiliyorum. Geçen aydan beri muhallebi yediğin için pek sorun yok gibi.
Artık beni iyice tanıyorsun. Kafanı kaldırıp buluyorsun gözlerinle. Her ay fotoğraflarını çekiyorum. Onları karşılaştırıp fiziksel olarak ne kadar değiştiğini gözlemliyorum.
Bazı anlar kendimi yalnız hissediyorum. Gelip sana dokunuyorum, kokluyorum derin derin. Bana, gözlerini kocaman açarak gülümsüyorsun. İşte o zaman yaşadığımız sürece kendimi asla yalnız hissetmeyeceğim duygusuyla dolup taşıyorum. Aramızda oluşacak ilişkiyi, sen karnımdayken hissetmiştim. Taa o zamanlardan konuşurdum senle. Arabada işe giderken, mutfak masasında çayımı yudumlarken, bilgisayarın başında excel tabloları ile boğuşurken seni düşlerdim hep.
Umarım hayattaki kötü şeyler dokunmaz bize.
Dilime tadın geliyor. Büyüdüğünü, yeşerdiğini, çiçek açtığını görmek istiyorum. Hayata dönük o ışıltılı yüzündeki renklerini koklamak istiyorum. Seni hep deli bir sevgiyle sevmek istiyorum.
Hala mamayı reddediyorsun. Yeterince de kaka yapmıyorsun. Yediğin tek şey muhallebi, elma suyu, şeftali ve benim kalan sütüm... biraz daha gayret lütfen.
Yüreğimdeki en güzel çiçeğe sevgilerle.
6 AYLIK: Balım, Dünyada mama yemeyen tek çocuk sensin heralde. Yemek işi problem olmaya başladı...
Balım,
Dünyada mama yemeyen tek çocuk sensin heralde. Yemek işi problem olmaya başladı. Her türlü mamayı denedim. Hepsini reddettin ya da çıkardın. Yediğin herşeyi tadlandıralım istiyorsun. Sen zaten o kadar şekersin, fazlasına ne gerek var!
Bu ayın en önemli haberi, beni görünce üstüme atlaman. Bütün vücudunu bana doğru ittirip pamuk kollarınla utangaç utangaç sarılıyorsun. Belli ki özlüyorsun beni. Ama işe giderken problem çıkarmıyorsun, aferin sana. En zevk aldığımız günler, çalışan anne olduğum için elbette haftasonları. Herşeyi bırakıp senle oluyorum. Geziyoruz, dans ediyoruz, yemek yeme talimleri yapıyoruz(!) ama nafile mama konusunda inatçısın. Anladım tadı pek güzel değil ama, bütün çocuklar yiyor.
Göbeğini saklamıştım, onu geçen gün bir tanıdıkla Sorbonne Üniversitesinin bahçesine gömdürdüm. Öyle derler ya hep, çocuğun göbeği neredeyse orada okurmuş. Batıl inanç olduğunun farkındayım ama yine de yaptım işte.
Sanki bana daha düşkün gibisin. Ne kadar küçük olsan da, bütün gün babaannen baksa da yine de annenin ben olduğumu ayırıyorsun bu küçük halinle. Ben hep bana kızar ya da benden uzaklaşırsın sanıyordum. Ama yanılmışım, sen beni çok seviyorsun belli.
Menenjit aşısı oldun, aylık muayeneni yaptırdık. Bütün gece uyumadın. Galiba aşıdan dolayı huzursuzdun, öyle değil mi tatlım. Galiba biraz da ateşin vardı.
Altıncı ayımızın içindeyiz. Bu ayın sonunda yarı yaşını dolduracaksın. Geceleri ikiyüzelli cc kadar süt içiyorsun. Bazen mızmızlansan da pek itiraz etmiyorsun. Ama o kadar sütü belki yarım saat belki de kırkbeş dakıkada bitirtebiliyoruz sana.
Dün gece uyandın, sinirlendin. Sütünü içirmek istedi baban ama ondan içmedin. Ben aldım kucağıma, kendinden geçerek, şapırdayarak bitirdin bütün biberonu. Sonra gece yarısı üç gibi bağırarak uyandın. Elektrik çarpmış gibi fırladım yataktan. Emmek istedin, emzirdim. Sonra kollarımın arasında huzurla uyudun. Sabaha karşı beş gibi yatağıma getirdim seni. Mışıl mışıl uyudun yine. Bir kaç kez emziğin düştü, sinirlendin. Sonra yedi gibi uyandın, beni gördün, güldün. Ayaklarını yukarı kaldırdın, üstünü açtın. Kakanı yaptın büyük bir gayretle. Sonra ona da sinirlendin. Babaannenle baban poponu yıkadılar. O arada ben biraz uyudum. İçerden çığlıklarını duydum. Babaannen "saçımı çekme lütfen" diye sesleniyordu sana. Sonra yanıma getirdiler seni, kocaman açtın mavi gözlerini. Biraz seviştik senle. Yanağımı, gözümü tırmaladın heyecandan. Gıdıkladım seni, biraz da emzirdim. Ben işe gitmek için kapıdan çıkarken, ellerini iki yana açmış uykunun kollarında yol alıyordun. Öptüm seni, çokça da kokladım. Yolda hayalin yanımdaki koltuktaydı. Bütün arabanın içi sen kokuyordu. Yüzümde bir gülümseyişle, bütün bir yol boyu sen işgal ettin düşüncelerimi. İşe gelince aradım seni, hala uyuyormuşsun. Kalbim yatağının başında nöbet tutmakta. Yanında değilim sanma, aslında hep seninleyim. Uyandığını, kıpırdadığını, üstünü açtığını hissediyorum. Sakın ağlama, gözyaşlarına dayanamam tatlım. Ne zaman istersen veya içinden geçirirsen ve eğer ben bu dünyada yaşamaya devam ediyorsam, koşarak, uçarak, coşarak yanında olacağım.
Artık o kadar hareketlisin ki, bir keresinde seni elimden kaydırıyordum. Balkona çıkmaya korkuyorum. Çünkü ani atlamalar yapıyorsun. Ben sanki biraz daha şişmanladım gibi. Berbat görünüyorum.
Sana bir otomobil koltuğu aldık ama hala ana kucağı ile koyuyorum arabaya. Ve yanına eğer arabayı kullanmıyorsam mutlaka ben oturuyorum. Bütün çocuklar gibi arabayla gezmeyi seviyorsun.
Seni her geçen gün çılgınlar gibi seven annen...
7 AYLIK: Küçük kızım, Öyle büyüdün ki, çorba içiyorsun, meyve püresi yiyorsun, peynir, bebe bisküvisi ve pekmezle karıştırdığımız kahvaltıyı yapıyorsun...
Küçük kızım,
Öyle büyüdün ki, çorba içiyorsun, meyve püresi yiyorsun, peynir, bebe bisküvisi ve pekmezle karıştırdığımız kahvaltıyı yapıyorsun. Ben bu gelişimlere inanmakta güçlük çekiyorum. Artık desteksiz oturuyorsun. Bu ayın içinde kendi odanda ve kendi yatağında yatacaksın. Bizim odamızda bir sepetin içinde uyuyordun doğduğundan beri ama artık büyüdün.
Bu sabah bana bakıp garip bir ses çıkardın, sanki "anne" der gibiydin, hepimiz şaşırdık ve sana bakmaya başladık. Sen de neye uğradığını şaşırıp sus pus oldun.
Sayende çevrem genişledi. Çünkü parktaki her çocuklu anneyle muhabbetler edip, fikir alışverişinde bulunuyoruz. İnsalara karşı daha pozitif ve sevecenim. Sabırlı ve duyarlıyım sayende. Daha az hata yapıp, hatalarımdan ders çıkarıyorum. Açık fikirliyim ve daha sık gülümsüyorum. Yeni dostlarımla birlikte eskileri de arıyorum. Yağmurun ve güneşin değerini daha iyi anlıyorum. Hayata karşı umudum ve direncim var. Küçük mucizelere de inanıyorum artık. Yaa tatlım işte bana yedi ayda öğrettiğin şeyler bunlar. Ne kadar donanmışım değil mi? Hepsi sayende. Annelik, farklı duyguları da beraberinde getiriyor, ne mutlu anne olanlara.
Bu ayın içinde yani yedinci ayımızda anne sütü faslımız maalesef kesin olarak bitti tatlım. Senle aramızdaki en özel ve anlamlı fiziksel bağ sona erdi. Zaten dördüncü ayımızdan beri azalmıştı. Ancak iki biberon süt çıkarabiliyordum bütün gün boyunca. Şimdi iyice bitti. Ama sütümden daha lazzetli bir dolu yiyecek var.
Artık yan bile yatabiliyorsun. Bacaklarını karnına doğru çekip elini de çenenin altında yumruk yapıyorsun koca adamlar gibi.
Kaç zamandır mızmızlığın üzerindeydi. Meğerse diş çıkarıyormuşsun. Çok heyecanlandım. Elimle damağına sürttüğüm zaman tırtıklarını hissediyorum. Sanırım alttan ikisi birden geliyor.
Doğduğundan beri gülen bir bebeksin maşallah. Sonsuza kadar gül emi. Umarım hayat hiç üzmez seni ve diğer çocukları. Babanla paylaşamıyoruz seni. Bazen gözlerin ona takılıyor ve uzun süre takip ediyorsun ve gülücükler saçıyorsun. O da seni çok seviyor elbet ama beni daha çok sev istiyorum. Biliyorum çok bencilce ama elimde değil, sana doyamıyorum, öpmek yetmiyor ısırmak istiyorum.
Ondört ay sonra ben ilk defa regl oldum. Demek ki süt bitince eskiye dönülüyor. Yani vücudum düzene girdi.
Seni bu kadar sevebileceğimi tahmin etmezdim. Ne zaman susadığın, altının ıslanıp ıslanmadığı, yemeğini yerken kaşığın damağına çarpmaması, arabada giderken mavi gözlerine güneş girmemesi, başının yastıktan düşmesi, alnının terlemesi, vs bütün bunlar hayatımda bir detay olarak değil de, birinci öncelikli bilgiler olarak yer alıyor.
Aşkın bir erkekle kadın arasında yaşayanan tutkuku bir sevgi olduğuna inanmıyorum artık.
Bence tek aşk senin sevgin...
Annen
8 AYLIK: Sarı Böceğim, artık iki dişi olan genç bir kızsın. Dişlerin yarı yarıya gözüktü...
Sarı Böceğim
Artık iki dişi olan genç bir kızsın. Dişlerin yarı yarıya gözüktü. Bu iş çok hoşuna gitti senin. Eline aldığın herşeyle kemirme talimleri yapıyorsun. Bazen eline sert bir elmayı soyup veriyorum, bir saat içinde bir lokmacık oymuş oluyorsun. Bu iş hoşuna gitti ama. Benim elimi yakalayıp, derhal başlıyorsun kemirme işlemine.
Seni ilk kez havuza soktum, pek hoşlanmadın. Sonra havluya sarılıp otururken birden üzerime sıcak sıcak çişini yaptın.
Babanla arada bir takışıyoruz, bunun sebebi aşırı yorgunluk ve biraz hassas oluşum. O da haklı çünkü, sen ağlarken kucağına alıp gezdiriyor seni, ama illaki beni istiyorsun ve kendini atmaya çalışıyorsun. Sanırım baban bu ara kendini yalnız hissediyor. Bilemiyorum belki de ben öyle algıladım. Çünkü bütün ilgimi ve vaktimi sana o kadar adadım ki, ona biraz haksızlık oldu. Mutlaka bir denge kurup, gönlünü almalıyız onun. Lütfen sen de daha sıcak davran ona. Hem ben daha az yorulurum hem de baban biraz daha fazla doyar sana.
Anneannen bizde ve ben aylardır ilk kez bütün bir gece, bir kez dahi kalkmadan doyasıya, çılgınlar gibi uyuyorum. Onun için ona şükran borçluyum. Arada bir onunla yatıyorsun. Sana çok güzel bakıyor, gönlüm rahat. Tabii bu arada babaannen de biraz nefes aldı. Senin doğumundan beri o kadar yoruldu ki, dinlenmeye cidden ihtiyacı var.
Anneannen her gece, hiç sektirmeden sütünü içiriyor. Ben biraz savsaklamıştım, yani sen içmemekte direnince fazla üstelememiştim. Ama annem hiç yılmıyor ve yeniden alıştırdı sana. Onu o kadar çok seviyorum ki, iyi ki benim annem olmuş. Fedakar ve müşfik bir kadın. İnşallah benim yaşıma geldiğinde sen de benim için böyle düşünürsün. İnşallah biz de, benim annemle olduğumuz gibi iyi arkadaş oluruz, dertleşiriz, gezeriz.
Inanılmaz büyüdün ve yeni huylar edindin. Geç saatlere kadar uyumuyorsun. Sevmediğin bir şeyi asla yediremiyorum sana. Öteki çocuklar gibi reklamları seyretme huyun da yok. Galiba televizyonla pek aran yok gibi. Aslında bu iyi bir huy. Sana bazen şiirler okuyorum, kafamdan uydurduğum öykülerimden anlatıyorum. Dikkatin dağınık, hoşlanmıyorsun. Daha doğrusu yerinde sabit kalma fikri sana göre değil. Daha bir iki aylık kadarken şiir okumak istemiştim ama o zaman da reddetmiştin.
Tatile çıkıyoruz ilk kez. İlk kez denize gireceksin sen de. Nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsun sanırım. Gerçi köprüden geçerken sana gösteriyorum ama yine de yakından bakmak daha başka bir deneyim olacak. Doktora gidip danıştım, denize sokabilir miyim diye. Kısa süreli olmak kaydıyla evet dedi. Güneşten çok iyi korumam gerektiğini söyledi. Çünkü o kadar beyazsın ki, hemen kızarıyor vücudun.
Kahvaltıların bisküvili süt, bazen içine biraz seftali veya muz katıyoruz. Öğlenleri çorba, çok iyi haşlanmış hatta ezilme derecesinde makarna veya sütle yumuşatılmış patates püresi veriyorum. Akşam da bunlardan biriyle devam ediyoruz. Yemek işin zor. Artık yavaş yavaş diğer gıdalara da merhaba demelisin. Alt dişlerin çıktığı için, havuç ve kabuğu soyulmuş salatalığı kemiriyorsun. Eline muz verdiğim zaman az da olsa yiyorsun. Şeftali püresine bayılıyorsun. Hatta bazen onun içine bebe bisküvisi kırıyorum, o zaman doyurucu oluyor.
Bakalım tatil dönüşü ne gibi değişiklikler olacak hayatımızda.
İyi tatiller bize.
Annen
9 AYLIK: Şirinem, Tatil pek iyi geçti derken, son günü kafanın üzerine düştün. Yedi gün yirmidört saat gözettim seni...
Şirinem,
Tatil pek iyi geçti derken, son günü kafanın üzerine düştün. Yedi gün yirmidört saat gözettim seni. En son gün sadece iki saniye gözümü ayırdım, biberonunu kaynatmak için. İşte tam o sırada düştün yataktan. Hemen İzmir'e götürüp her türlü müdahaleyi yaptırdık, film çektirdik. Hiç bir şey yokmuş çok şükür ki. Anında kendi doktorumuzu aradık. Sen onbeş dakika ağladın ama ben dört saat ağladım. Çok ama çok üzgünüm. Tam gönlümüzce bir tatil oldu derken neler geldi başımıza. Neyse buna da şükür deyip biraz daha dikkat sarfediyorum artık.
O kadar çok geliştin ki hangi birini yazayım bilmiyorum. Şimdiye kadar öğrendiklerin özetle şöyle:
- elinden tutuyorum, pıt diye kalkıyorsun
- desteksiz oturuyorsun
- yere basıyorsun
- biberonunda suyunu gördüğün zaman sevinçle ellerini çırpıyorsun
- fış fış kayıkçı yapıyorsun
- tel sarar yapıyorsun
- memeni ağzına kendin koyuyorsun
- bulduğun her şeyin tadına bakma gerekliliği hissediyorsun
- sinirlenince garip bir bağırma şeklin var
- kucağıma atlıyorsun minik maymunlar gibi
- popona ufak ufak, tempolu vurmazsak uyumuyorsun
- kavun, dondurma, üzüm ve kestane şekeri yiyorsun
- sokağa çıkmaya bayılıyorsun
- banyo yapmaktan zevk alıyorsun
Senin yeryüzüne inmiş bir melek olduğunu düşünüyorum. O meleğin şanslı annesi de benim. Bir tek omuzlarında kanatların yok, ya da ben göremiyorum. Tanrı tarafından saklandı onlar belki de. Yüzüme bakıyorsun derin derin, bazen öyle bir ifade takınıyorsun ki, huzursuzlanıyorum. Gözün mü takılıyor yoksa kasıtlı mı, yani beni tanımak için mi bakmaktasın.
Dokuzbuçuk aylık oldun. Zaman artık uçarcasına geçmekte. Herşey daha bir düzenli artık. Bütün hayatımızı senin gelişinle ve varlığınla daha düzenli hale soktuk, farkına varmadan.
Dün gece hastaydın. Bütün gece beklemem gerekken, uykuya yenik düşmüşüm. Beni affet. Ben kendimi affedemiyorum. Yoğun ve berrak bir sevgi bu. Sağım-solum, önüm-arkam, üzüntüm-mutluluğum anlamlarını yitirdi artık. Beni un ufak edip, yeni baştan yoğurdular.
Ben olmaktan hep gizli ve güçlü bir memnuniyet ve haz duyardım.
Ama şimdi seninle daha da büyüyorum.
Annen
10 AYLIK: Küçük Cadım, Bu hitap şekli çok uygun sana. Cidden bir cadı olma yolunda gidiyorsun. Bakalım sonumuz ne olacak...
Küçük Cadım,
Bu hitap şekli çok uygun sana. Cidden bir cadı olma yolunda gidiyorsun. Bakalım sonumuz ne olacak. Sanki becerebilecekmişsin gibi, patiklerini giydirirken kızıyorsun bana, kendin giymek için paralanıyorsun. Ama anla, daha çok küçüksün, o günler de gelecek. Bırak şimdilik ben yapayım. Tamam emziğini ağzına kendin koy, sonra biberonunu kendin al ama kıyafet işini bana bırak. Sonra o işaret parmağını gayet öfkeli bir tavırla bana doğru sallamak ta ne demek oluyor.
Haa bir de çok sevindiğin zaman lütfen biberonunu fırlatma işinden vazgeç. Hepsi kırıldı. Cam biberonda içmeni istiyorum. Ama böyle yapmaya devam edersen plastik almaya mecburum.
Zaman geçiyor ve sen hızla büyüyorsun. El çırpmayı öğrendin.
Sana kazak ya da hırka giydirirken kolunu sokuyorum, kendin geçiriyorsun. Biberonunu tutup içiyorsun. Sana yavaş yavaş adım atma çalışmaları yaptırıyorum. O kadar heveslisinki, elinden tuttuğumda hızlı hızlı yol alıyorsun. Bir yere tutunup kısa süreli ayakta duruyorsun. Tutunarak kendin oturduğun yerden kalkıyorsun. Kendince sevmediğin, yabancıladığın insanlar var, onları görünce derhal keyfin kaçıyor. Belirgin kahkahalar atıyorsun. Bakıcı teyzenle (bundan böyle Bediş anne diye anacağız) aran çok iyi. Onu sabahları kapıda görünce seviniyorsun. Demek ki çok iyi geçiniyorsunuz. Hisslerim genelde beni yanıltmaz, onun seni sevdiğini hissediyorum.
Biraz kilo verdim bu aralar ama hala eski halimden çok uzağım. Anne olduğumdan beri sulugözlu ve yumuşak biri oldum. TV'de, gazetede çocuklarla ilgili herhangi kötü bir haberi okuyamıyorum. Derhal görmezlikten geliyorum. Acıklı biteceğini tahmin ettiğim filmlerin sonunu seyretmemek için son dakikada işler çıkarıyorum. Garip bir şekilde kendimi sakınma stili oluşturdum. Yani beni üzen kötü haberelere karşı, kendimi koruyorum.
Neşemizi hiçbir şey bozmasın istiyorum. Seni var gücümle korumak ve kollamak için planlar yapıyorum durmaksızın. Artık sana sevdiğimi her gün söylemeyi öğrendim. Bu sayede anneme de, kardeşlerime de ve diğer bütün sevdiklerime de bunu rahatlıkla söylemeyi öğrendim. Bu çok hoş bir şey. Senin sevgin beni yüceltti, büyüttü ve daha makul bir insan yaptı.
En çok yaptığımız ve zevk aldığımız şey, sabah erkenden uyanıp oyunlar oynamak. Elimle yüzümü kapatıyorum "ceh" diyorum. Sonra yine kapatıp açmıyorum, sabırsızlanıyorsun, açmak için hamlede bulunuyorsun. Açamayınca sinirlenip kendini tırmıklıyor, açınca çılgın nidalar atıyorsun.
Eve yeni bir misafir geldiğinde, hafızanda onun var olup olmadığının yoklamasını yaptıktan sonra kesin tavrını koyuyorsun ortaya. Eğer tanıdık yani daha önce gördüğün biriyse onunla pek ilgilenmeden devam ediyorsun hayatına. Yok eğer ilk kez gördüğün biri ise yapışıp, öylece ama hiç kıpırdamadan misafir gidene kadar başını boynuma gömerek bekliyorsun
Keşke beni biraz anlayacak, hatta dertleşecek yaşa geliversen. Konuşsak senle uzun uzun. Kıyafetler seçsek, zevkine uygun. Sarılsan bana "anne" desen. En çok da bunu bekliyorum.
Anneciğin...
11 AYLIK: Gül yaprağım, Neredeyse yaşına geliyorsun. Geçen hafta seninle kucak kucağa, yanak yanağa, üç gün geçirdik...
Gül yaprağım,
Neredeyse yaşına geliyorsun. Geçen hafta seninle kucak kucağa, yanak yanağa, üç gün geçirdik. Fakat yemek konusunda delirtiyorsun beni. Sana yediremedikçe ben yiyorum nedense.
"Hadi kızım çak" deyince elime vuruyorsun büyük bir çabayla. Iskalayınca yeni baştan deniyorsun, bıkmaksızın.
Henüz emklemedin ama yuvarlanarak, cidden bir top gibi yuvarlanarak (dikkatini çekerim emekleyerek değil) istediğin her yere gidiyorsun. Bunu o kadar kısa bir zamanda yapıyorsun ki, gazeteliğe eğilirken ayağımın yanında duran sen iki saniyeden daha az bir zamanda salonun kapısına gitmiş oluyorsun. Ciddi bir komando eğitimi almış gibisin. Bu işi iyi kıvırıyorsun. Kolunun üzerinde sürüklenerek oda bile değiştiriyorsun. Bir kere yaşından ve cüssenden beklenmeyecek ölçüde kuvvetlisin. Elinden bir şeyi almak, senin rıza olmadan biraz zor. Özellikle de televizyon kumandası senin ilgi alanına giriyor. Onun TV ile ilgili olduğunu nasılsa keşfetmişsin. Düğmelerine basıp, sonra başını kaldırıp TV'ye bakıyorsun. O sırada görüntü değişiyor, sende kendin yaptın zannedip, çok seviniyorsun. Kumanda ile oynamana izin veriyorum ama lütfen yalamaktan vazgeç.
Geçen gün, gün içersinde on bir kez kaka yaparak bu alanda dünya rekoru kırdın. Biraz da ateşin var gibi. Ama keyfin, neşen yerinde. O yüzden işe gelmeye devam ediyorum. Umarım bana kızmıyorsundur. Durumunu telefonla takip ederek "sanal annelik" yapıyorum.
Ruhen, bedenen, fikren ve kişilik olarak güçlü biri olmanı diliyor bunun için de gayret sarfediyorum. Elime geçen çocukla ilgili herşeyi okuyorum. Araştırıyorum bıkmaksızın. Evimize aldığımız yeni bir aleti, kullanmadan önce nasıl kullanma kılavuzunu okuyorsak, çocuk yetiştirirken de bilimsel, pedagojik bilgilere ihtiyacımız var. Bunu basit bir makina ile kıyaslamak olarak algılama lütfen. Çocuk yetiştirmek işi o kadar zor, çatallı ve meşakkatli ki , bunun için ciddi desteklere ihtitacımız var. Tabii bu arada tecrübeleri de göz ardı etmemeliyiz.
Geçen gün eline gazete verdim, iki elinle tutup, okur gibi yaptın. Bir kez de gazeteyi bilinçli olarak ters verdim ve ne yaptın biliyor musun? Gazeteyi düzeltip öyle tuttun ve hepimiz çılgınlar gibi alkışladık seni. Yine o mahçup, utangaç bakışınla "ne var anne, ne oldu" der gibi baktın mavi gözlerinle.
Kalabalığın içinde babanı soruyorum, elinle gösteriyorsun. Genelde sık gördüklerini tanıyıp, yakınlık kuruyorsun.
Neredeyse konuşuyorsun. Pardon, konuşuyorsun ama hangi dil olduğunu biz henüz çözemedik. Çenen düşük, daha şimdiden belli oldu. Durmaksızın, yorulmaksızın konuşuyorsun, bizim anlamadığımız o dilde.
Onbirinci ayında tek elinden tututuğum vakit yürüyorsun hızlı hızlı.
Gelecek ayın sonunda tam bir yaşında olacaksın. İlk doğumgünün çok önemli benim için. Sana söz, sen istemeyene kadar her doğumgününü yapacağım.
Uzun bir aradan sonra anneanne tekrar geldi ve sen onu yabancılamadın. Bu hoş bir gelişme. Demek ki hafızana bazı simalar kazınmaya başladı bile.
Sen olalı beri, köklerim toprağı daha sıkı kavrar oldu. Her rüzgara eğilmiyorum. Yapraklarım ve bedenim eskisinden daha da güçlü artık. Bazı anlar annemin tekrar o haşarı ve asi küçük kızı olmak istiyorum ama sonra senin varlığının ışıltısı hücum ederken beyin hücrelerime, vazgeçiveriyorum bu hayalimden.
Neredeyse 11 aylık oldun. Şunun şurasında 2 gün kaldı.
Seni seven Annen.
12 AYLIK: Akide şekerim, aynen şeker gibisin, yalamak yetmiyor, çatur çutur yemek istiyorum seni, bir çırpıda. Bu ayın sonunda bir yaşında olacaksın...
Akide şekerim,
Aynen şeker gibisin, yalamak yetmiyor, çatur çutur yemek istiyorum seni, bir çırpıda. Bu ayın sonunda bir yaşında olacaksın.
Sana geçen Cumartesi kırmızı, süet bir pabuç aldık. Bu seferki ciddi bir pabuç yani yürümek için bir pabuç. Sağ ve sol kenarlarında minik sarı çiçekler işlemişler. O kadar tatlı ve şirin ki avucumun tam ortasına sığıyor. Bir yıllık yaşamında hiç bir şeye bu kadar sevindiğine tanık olduğumu hatırlamıyorum. "Ayakkabıların nerede" diyorum hemen ayağını kadırıyorsun. Aldığımız gün, geldikten sonra uyudun. Biz mutfaktayken içeri gelip, sana bakayım, kontrol edeyim istedim. Sen yatağın ortasında, gözlerini yırtarcasına açmış iki elinde yeni ayakkabıların, gülerek oynuyordun. Gözlerim yaşardı. Bu kadar mutlu olduğunu görmek, çok etkiledi beni.
Yaptığın hareketlerle bizi güldürüyorsun.
Seni ben doğurduğum için, seninle ilgili bütün kararları benim vermem gerekirmiş gibi geliyor bazen. Yanlış oluşunun farkındayım ama, seninle ilgili herşeyi ben ayarlayayım istiyorum bencilce. Alınacak pijamanın modeli, çorabın rengi, yaşgünü detayları, yemek miktarın vs gibi detaylara ben karar vereyim istiyorum. Hatta daha da ileri gidip yalnızca beni sevmen gerekirmiş saplantısına kapıldığım da oluyor maalesef. Seni öyle sahiplendimki, kimseye bu hakkı kullandırmaz oldum. Bu yüzden babanla takışıp duruyoruz.
Doktora gittik, rutin kontrollerimiz için. Doktorla aran her geçen gün daha iyi oluyor. Artık onu da tanıyıp, gülümsüyorsun.
Ailecek yaşgünü kutlaması yapacağız. Büyüdüğünde, bütün herkesi çağırıp, evi süsleyip partiler yapacağım. Ben severim özel günleri. Hala kendime bile yaşgünü kutlaması yapıyorum. Hala bende çocuk kalan bazı taraflar var demek ki. Olsun insanın bir yanının çocuk kalması her zaman iyidir. Yaşlanmayı, özellikle ruh yaşlanmasını geciktirir.
Müthiş gelişmeler kaydetmeyi de ihmal etmedin bu ay içinde. Her sabah düzenli olarak kakanı yapıyorsun. Yaparken bir kızarip bir bozariyorsun. Tam iş üstündeyken sana bakılsın ve seninle konuşulsun istemiyorsun. Koltuk kenarlarında tutunarak bir müddet yürüyorsun. Ama hala yürümedin. Aa bu arada bu kadar hızla emekleyerek kaybolmana da şaşmıyor değilim. Çorbalarımızın çeşidi arttı fakat favorin mercimek çorbası hala. Yoğurdu bazen sade bazen de meyve ile karıştırıyorum ama tercihin çilek reçelli olan.
"Parmak Çocuk" adlı öylü kitabındaki dev adamı bana benzetip, bakıp bakıp "anne" diyorsun.
"Çirkin ol" diyorum, yüzünü buruşturuyorsun. "Kulaklarını kapa" diyorum, parmaklarını kulaklarına sokuyorsun. Soda ve cola (tabiki gazi kaçmış) içiyorsun sonra da "nam nam" deyip ne kadar zevkli olduğunu anlatmaya çalışıyorsun bana.
Ele avuca sığmaz oldun. Katiyen kimseyi dinlemiyorsun, hep bildiğini yapıyorsun. Aslında ne kadar kızıp, başkalarına bu huylarından yakınsam da, gizliden gizliye hoşuma gidiyor baş kaldırışların. İşte o zaman bir kez daha kendime benzetiyorum seni.
Hayatta her zaman doğru olanı yapmak elbette mümkün değil ama yinede içinden geleni, kendinin istediğini yap. Bu seni mutlu edecektir. Biz mümkün olduğunca destekleyip, kollayacağız seni ama sen "sen" olmalısın.
İşte tam "1" yaşında oldun. Bir pasta aldık sana ve mumları üfleme sevdasına, tükürükle yıkadın pastanın üstünü. Bütün kakaolar saçıldı etrafa. Bir kısmı burnuna kaçtı, hapşırdıkça hapşırdın. Ağladın kısa süreli. Üflemeye nefesin yetmeyince arkadandan çaktırmadan ben söndürdüm mumu ama derhal anladın. Çok kızdın bana. Yeniden yaktık pembe ve senin gibi cılız mumunu. Bir müddet yine uğraştın, baktın olmayacak, hırsını almak için parmaklarını soktun minik pastaya. Tadını beğenmedin nedense. Güzel bir elbise dikmiş babaannen. Hiç üstünden çıkarmıyorsun. Çok da yakıştı sana.
Saçların, uzadıkça kıvırcıklaştı. Ama hala yeterince uzun değil. Uzasın diye bekliyorum, kurdelalar takacağım sen itiraz etsen de.
İlk yaşın kutlu olsun.
Bir ömür boyu mutlu, sağlıklı, huzurlu ve şanslı yaşa.
İyiki doğdun. İyiki benim kızım oldun.
Tekrar hoş heldin hayatıma sevgili böceğim.
Annen.
|