B&B: Kaç yıllık evlisiniz? Ne zaman çocuk sahibi olmaya karar verdiniz?
Zeynep Kasımlıoğlu: 12 Temmuz 2002'de evlendim. 2 yıl olmuş bile nereden nereye. 23 Temmuz 2003'de de Dila dünyaya geldi. Eşim Dr. Dilaver Özturan, Kulak-Boğaz-Burun uzmanı. Her ikimizin de ilk evliliği ve ilk çocuğu. Onun 40 yaşından, benim de 30 yaşımdan sonra yaptığımız evliliğin meyvası Zeynep Dila Özturan. Şu anda 7 aylık. Özellikle çalışan ve 30 yaş civarındaki kadınların evlilik kararı aldıktan sonra, çocuk kararı almaları çok zor değil. Sevdiğiniz insanla evlilik yapıyorsanız, çocuk yapma kararı da alıyorsunuz. İlişkilerin başında "birbirimizi tanıyalım" gibi şeylere inanmıyorum. Katıyım bu konuda. Evlilikten sonra hemen bebek istedim. 3. ayda hamilelik oldu. 2. ayda niye benim bebeğim olmuyor, galiba hiç bebeğim olmayacak diye ağladığımı hatırlıyorum. Ama
Allah nasip etti, planlı-isteyerek, arzu ederek bir bebek sahibi olduk. Evlenmeden önce nişanlılık döneminde çok konuştuğumuz, hemen çocuğumuz olsun diyerek sıcak baktığımız bir şeydi.
B&B: Kariyer sahibi kadınların çocuk kararı vermesi biraz zor oluyor. Üstelik sizin mesleğinizde ara vermek de mümkün değil. Çocuk sahibi olmayı çok mu istiyordunuz?
Z.K: Evet üçüz, dördüz olsun istedim. Hatta bir tane olduğunu duyunca çok üzüldüm. Doktorum genellikle tüp bebek tedavisi olanlarda oluyor diye açıklayınca, "ama benim ailemde de ikizler filan var; Dilaver sende yok mu? Niye tek?" diye çok üzüldüm. Hayatımda, evlilik kararını çok zor verdim. Bu kararın içinde çocuğun olması çok doğaldı. Ben sevdiğim bir adamla evleneyim dünyayı
gezeyim, gece hayatına dalayım fikrinden ziyade evleneyim, bir yuvam olsun, ondan çocuğum olsun diye hayal ediyordum. Hep aile olmayı düşündüm. Bebek olduktan sonra eşim "Biz şimdi akraba olduk!" dedi. Çok hoşuma gitti. Zaten 5 aylık bir nişanlılık dönemi ve 3 aylık bir evlilikten oluşan 8 aylık dönemde kavgalarımız oldu. Düğün menüsünden, annelere gitmeye kadar her türlü tartışma oldu. Yaşanmaması gereken dönem o aslında. Pamuk eldiven içinde demir dövmek gibi bir şey. Çiftlerin güç dengesi oluşturmaya çalıştıkları bir dönem. Evliliğin ilk 3 ayı ve hamileliğin 3 ayı çok kolay geçmedi. Bizim için yeni bir şeydi. Pürüzler yaşadık. Evlilikte yaşadığımız pürüzler ve sanki bebek hemen geliyormuş gibi sıkıntılar yaşadık. Ta ki, bebeğin cinsiyetini öğrenene kadar. Eşim erkek istiyordu, benim içinse fark etmiyordu. Sağlıklı olması yeterliydi, sadece çok olsa daha mutlu olacaktım. Bilinçaltında erkek bebek beklentisi olduğundan, Elazığlı olmasından belki eşim çok üzüldü. Ben çok hobilerini geliştirmiş biri değilim. Okul, iş, gazete arasında tembel bir hayatım oldu. Çok telaşlıydım. Oysa, eşim tenis oynar, kayak yapar, yelkencidir, eline hangi oyunu olsa arar. Yanına bir arkadaş arıyordu galiba. Beklentisi erkekti o yüzden. Sonradan değişti tabii.
B&B: Hamileliğiniz nasıl geçti?
Z.K: Zor geçen bir hamilelik dönemim oldu, bulantılar filan. Bu arada işyerimde bebeğimi kaybederim korkusuyla, hemen söylemedim bebek beklediğimi. 30 yaş hamileliği, her türlü sürpriz olabilir diye hazırladım kendimi. Ekibimiz içinde mutlu bir hadise vardı, o tarihe denk getirip 4. ayda bir gün ekibe açıkladım. Hemen yayıldı herkese. Sonra, yavaş yavaş bulantılar azaldı. Felaket bir dönemdi.
B&B: Hayal ettiğiniz gibi bir anne olabildiniz mi? Bebeğinizin bakımına yetişebiliyor musunuz?
Z.K: Yok, hayır. Hızla herşeyi öğreneceğimi, bir yandan okuyorum takip ediyorum, herşeyi bileceğimi düşünüyordum. Her gün yeni bir şey öğreniyorsunuz. Bir de, ailelerde çocuk yetiştirmedeki farklılıklar var. Kitaplarda başka şey yazıyor, kayınvalideniz başka biliyor, anneniz başka söylüyor. Benim en büyük dezavantajım annemle kayınvalidemin çok farklı şeyler söylemesi. Tabii ben annemin dediklerini dinliyorum. Kayınvalidem, Elazığlı ve tam bir ağa kadını. Herşeyin doğalı olsun istiyor. Evinde inek besliyor sırf bu yüzden. Benim ineğimin sütünden, yoğurdundan yesin istiyor. Haklı şimdi herşey katkılı. Bebek uyutmaya bakarsanız, ben alır ileri geri sallarım; annem omuzuna koyar, gazını çıkartır; yemeği yedirme şeklimiz bile başkadır. Kayınvalidem, hepten farklı düşünür. Mesela ilk zamanlarda bebeğin kafa biçimini kayınvalidem çıkık bulduğundan "bağlayın" dedi, kafası çıkık olursa çirkin olurmuş. Halbuki ben daha çıkık olsa diye bakıyorum. İyi bir anne olmak herkese göre değişiyor yani. Bebekle vakit geçirmek çok önemli. Ben geceleri vakit geçiremiyorum maalesef. Çalışma hayatım nedeniyle mümkün olamıyor. Dila, 43 günlükken çalışmaya başladım tekrar. Dolayısıyla benim geceyarısından sonra bebekle ilgilenmem mümkün değil, sabah 4-5 gibi kalkıyorum. Anneanne çok büyük bir destek. Her açıdan o bana yardım ediyor. Dila'nın bir dadısı yok, tamamen annem bakıyor. Gün içinde sorumluluğu paylaşmış durumdayız. Üç arkadaş gibiyiz. Üçümüz birlikte Dilaver'i delirtiyoruz. Bilmiyorum sonu ne olacak. Aslında bu röportajı Dilaver'le yapmanız lazımdı. Çok şey söylerdi. Çalışıyorum diye çok şikayet ediyor benden. Çalışan bir anne olduğum için herşeye yetişemiyorum.
B&B: Bebek büyütürken asla yapmam dediğiniz bir şey var mıydı?
Z.K: Çocuk ağlasın ilgilenmeyin nasihatini dinlerim sanıyordum. Mümkün değilmiş. Dila'nın biraz uyku sorunu var mesela. Şu saatte uyusun, yemek yesin diye bir programımız olamadı. Ne zaman isterse uyuyor, ne zaman isterse uyanıyor. Mesela TV'den uzak tutmak istiyordum. Akşam ister istemez televizyonun karşısında buluyoruz kendimizi. Bizim içerde olmamız, eşimin burada televizyon seyretmesi bir kopukluk yaratmasın diye mama sandalyesini alıp geliyoruz. Yapmam diyordum yapıyorum. Çocuk reklamları takip ediyor. Bebekleri sevdiği için bebekli reklamları seviyor. Bu yüzden, şu anki oyuncakları televizyon kumandası ve cep telefonu. Bir de arabalara çok meraklı. Camdan gelip geçen arabaları seyrediyor.
B&B: Anne-baba olarak yaşadığınız ilginç bir anekdot var mı?
Z.K: Bir seyahat dönüşüydü, Dilaver'le beraber eve döndüğümüzde Dila ve anneannesi bizi kapıda karşıladı. 4 gün ayrı kalmışız. Kapıda, Dila bana kollarını açtı, bana geldi ilk. Dilaver bunu takmış kafasına. Bebekle hiç ilgilenmedi, surat asıldı. Biraz bir şeyler yedi, televizyon seyretti ve keyifsiz bir şekilde yattı. Yorgunluğa verdik. Ertesi gün de hiç sesi çıkmadı, telefon açmadı. Dilaver "ne yapıyorsun?" diye telefon açtığımızda, "hasta bakıyorum" diyor. Neyse ertesi gün akşam geldi ve "neyse biraz rahatladım; çok büyük sorun değilmiş. Aslında biberondanmış. Ben bugün psikoloğa sordum." dedi. Neyi psikoloğa sordun dediğimdeyse; "O sana koştu filan ya, sen ona biberon veriyorsun; ondanmış" dedi. Meğerse 24 saat koskoca adam buna takılmış. Ki, çocuk da bana karşı özel bir şey yapmadı zaten. Dilaver, bebek bakımıyla çok ilgilenmez. Bazen ağlarsa paket gibi getirir verir, "al, ağlıyor!" der. Oynar filan, çok sever o kadar. Bir yaz tatili hepimize iyi gelecek sanıyorum. Şimdi bir tekne aldı ve adını Dila koydu mesela. Boatshow'a gidip can simidi alacağız. Hayallerini gerçekleştirmeye başlıyor böylelikle Dilaver de. Yelkenli seviyor ama Dila için tehlikeli olabilir diye almadı. Kabuslar görüyor, yelkenin iplerine dolanırsa düşünceleriyle. "Bu da tekne; hızlı" dediğimde, "hayır koltuğuna bağlayacağız" diyor bana. Çocuklar Duymasın ekibi gibiyiz vallahi.
B&B: Dila ismini nasıl seçtiniz?
Z.K: Ben seçtim. Güzel bir isim. Aynı zamanda, Dilaver'in Dila'sı. Adı Zeynep Dila aslında. Annem, bir Zeynep'im daha olsun dedi. Ben de iki isimli çocukları severim. Bazıları sevmez mesela. Ben severim. Aileden iki kişinin ismini yaşatıyor.
B&B: Çocuk haberiyle birlikte bir alışveriş çılgınlığı yaşadınız mı?
Z.K: Alışveriş çılgınlığı yaşamadım. 7. aya kadar hiçbir şey almadım. Anneanne ufak tefek hazırlıklar yaptı. Hastane çıkışı için gerekli olanları hazırladı sadece. Sonra tabii bebeğin geldiğini duyunca insanların, çevremizin bize bir şeyler örme, bir şeyler yapma hevesi doğdu. Dila'nın doğmadan hediye eşyaları oldu. Tabii bir bebek odası hazırlığı gerekiyordu. Onun için de 7. aya kadar hiçbir şey yapmadım. Uğursuzluk olabilir dediler. Ve hakikaten yapmadım. Kafamda planlarım vardı. Bir fazlalık yaşamadım. Yalnız Dila Amerika'da doğdu. Babamız, hastanede kaldığımız 1 hafta içerisinde bir çılgınlık yaşamış. Türkiye'de yoktur diye bir şeyler almış. Türkiye'ye geldik ki, herşey fazlası ile var. İlaç aldı eşim çok fazla. Doktor olduğu için çok meraklı. Dila'nın bir bavul ilacı geldi sadece. Niçin ilaç geldi bilmiyorum. Göğüs pedleri, kremler filan onlar fazla geldi. Hiçbirini kullanmadım ben çünkü. Açmadığım bir sürü şey kaldı. Bunun dışında deliler gibi bir alışveriş çılgınlığı yaşamadım. Şimdi şimdi yaşıyorum. Gördüğüm herşeye Dila'ya yakışır diye bakıyorum. Saçına toka takar mı diye düşünüyorum, saçı yok oysa. Daha önce değil, ama sonrasında yaşamış oluyorum.
B&B: Dila, biliyoruz sürekli doktor takibinde. Fakat siz de bir anne olarak sürekli kitaplar karıştırıp kendi kendinize takip etmeye çalışıyor musunuz? Rahat bir anne mi, panik bir anne misiniz?
Z.K: Benim bir avantajım var. Merak ettiğim hastalıklarla ilgili doktorları programa davet ediyorum. Bunları halkımız soruyor deyip, kendi sorularımı soruyorum. Küçük bir hile bu. Eşimden dolayı da çok rahatım. Herşeyi söylüyor ve açıklıyor. Tabii ona güveniyorum. Öğrenmek istediğim şeyleri de, reçete gibi kitaplar yazılıyor zaten şimdi oralardan öğrenmeye çalışıyorum. Mesela "Bebeğinizi beklerken sizi neler bekler?" , Kaan Kocatepe'nin kitapları. Benim için o sarı kitap, bütün hamileliğimi geçirdiğim kitaptır. Anne olmak, 9 ay 10 gün, sorular-cevaplar, hangi ayda gelişimi nedir gibi konularda istediğim tüm bilgileri alabildim. Hatta hamilelikte yaşadığım plasenta yerleşmesini, kanamayı oradan okuyup, çok rahatladım. Evde yalnızdım kanama olduğunda çünkü. Hemen kitabın sayfalarını karıştırıp, yerini bulup emin olmak istedim. Sonra eşimi ve doktorumu arayıp onlarla da görüştüm. Kitapların dışında internet sitelerinden de çok faydalanıyorum. TV programında, konuk doktorlarla konuşmadan önce altyapıyı da internetten oluşturuyorum. Hemen herşeyi görüyorum. Panik bir anne değildim, şimdi de değilim.
B&B: Gelişimiyle birlikte sizi en çok endişelendiren ne oldu?
Z.K: Düşecek, kendini bir yerlere atacak diye panik oluyorum. İlk defa bundan 3 ay önce birlikte kebapçıya gittik. Birlikte olalım istedik. Masada 5-6 kişiyiz, inanır mısınız Dila annemle benim aramda olduğu halde, pusetinden yere düştü. Bağlı değildi çünkü, büyük bir acemilik. Annemle birbirimizi uyarmıştık, büyük bir boşluğa geldi. Oradan düşmez, hangi boşluktan kayacak derken; pat diye düştü. Katıldı tabii o anda. Kaldırdım ve sakinleştirdim. Fakat bir şey söyleyeceğim, oradan çıkarken ilk defa "agu" demeye başladı. Düşmenin faydası dedik kendimizi sakinleştirmeye çalışırken, fakat hayatımda yaşadığım en büyük korkulardan biriydi. Anlatmak bile istemiyorum, çok sonra gülerek anlatıyoruz. Allah bebekleri koruyor bu tip durumlarda. Ondan sonraki birkaç gün de sürekli morluk filan aradım. Babası daha soğukkanlıydı. Beni de toparladı. Bana kalsa, beyin tomografisi filan çekilecekti. Bu düşme korkusu bende var. Yıllar önce, yükseklik korkum da vardı. Adapazarı'nda yaşadığım deprem sırasında, annemin balkondan düşeceğini sanmıştım; onunla alakalı olabilir. Bu korkumu yenmek için bungee jumping bile yaptım. Şimdi en yüksek yerlere de çıksam, etkilemiyor. En son Eyfel Kulesi'ne çıktığımda da yukardan baktım ve ben rahatım dedim artık. Korkuların üstüne gitmek gerekiyor, faydası var.
B&B: Odasını hazırlarken olmasını çok istediğiniz bir şey var mıydı? Nelere önem verdiniz?
Z.K: Bir beşik olmasını çok istedim. Sonradan beşiklik bir çocuk olmadığını, o dönemin çabuk geçtiğini fark ettik. Bir beşiği olmadı Dila'nın. Şimdi çok pratik bir şey var biliyorsunuz: Slipper; otomatik beşik. Hem müzikli, hem kendinden sallanıyor. Onunla bile çok ilgilenmiyor. Odasını hazırlarken kız bebek olmasına rağmen kesinlikle pembe renk üzerinde durmadım. Sarı-bejli gürgen ağacı bir odayı letto'dan hazırladım. Odamız çok büyük değil zaten. Olmazsa olmaz diye bir şey düşünmedim.
B&B: Annelere dikkat etmelerini önerdiğiniz bir konu var mı?
Z.K: Bebeklere anne sütü verirken, söylenti ve fısıltı gazetesine inanmasınlar. Anne sütünü artıracak herşeyi yiyecekler diye bir şey yok. Sütü sadece su artırıyor. Annelik psikolojisi içinde süt yapsın diye, taş olsa yerim diyorsunuz. Onu bıraksınlar mesela. Kendi zevkleri için yiyorlarsa ona bir şey demiyorum. Tamamen huzurlu, bebeklerini emzireceklerini düşünsünler. Gerginlik sütü azaltıyor. Yaşadıkları birçok şeyin lohusalık depresyonundan olduğunu anlasınlar. Ve bu depresyon pek kısa sürmüyor. Parantez açıyorum, bazılarında hiç olmayabilir. Eşleriyle gereksiz çatışmalara girmesinler. Anne açısından konuşuyorum sürekli ama, anne sağlığı eşittir bebek sağlığı oluyor.
Çocuğunuza en son aldığınız hediye? Saç Tokası
Çocuğunuzla ilgili en son okuduğunuz kitap? Ece Arar, Bebeğimin İlk Yılı
Çocuğunuza en son anlattığınız masal ya da yaptığınız oyun? Hoplatma, Zıplatma.
Çocuğunuzla birlikte yaptığınız en son aktivite? Dila, ilk defa beni işyerimde ziyaret etti. Ama uyuyarak
Çocuğunuzun en son geliştirdiği beceri / merak? Gözlük takan insanların gözlüklerini topluyor.
Çocuğunuzun en son geçirdiği hastalık? Hastalık yok. Dişleri bile rahat çıktı. (Maaşallah!)
Çocuğunuzun en son olduğu aşı? Karma aşı.
Sevgili Zeynep Kasımlıoğlu'na röportaj için çok teşekkür ederiz...
|