SSS E-Posta Ana Sayfa
 
asi_dostu
 
 
 
Ayşe Arman  |  Saffet Emre Tonguç  |  Sevinç Erbulak  |  Fatih Kısaparmak  |  Emre Tilev  |  Zeynep Göğüş  |  Nejat Birecik
 
Fatih Altaylı  |  Belma Canciğer  |  İclal Aydın  |  Deniz Pulaş  |  Zeynep Kasımlıoğlu  |  Neşe Erberk  |  Nora Romi Özkılıç
 

 

Nora Romi ÖzkılıçNORA ROMİ ÖZKILIÇ

Hürriyet Gazetesi yazarı Nora Romi Özkılıç ile oğlu Sinan, annelik ve iş yaşamı üzerine keyifli bir söyleşi yaptık....

B&B: Kaç yıllık evlisiniz, oğlunuz Sinan şu an kaç yaşında?
NRÖ: 98 Temmuz ayında evlendim, 7 yıllık evliyim. Sinan Kasım 2000'de iki senelik bir tedavi süresinden sonra doğdu. Planlı bir bebekti, istiyorduk. Ama yine de geleceği zamanı onlar biliyor sanırım, biraz oyaladı bizi.

B&B: Anne olacağınızı ilk öğrendiğiniz anda neler hissettiniz?
NRÖ: Zaten hapla başlayan, iğnelere geçen, sonra hastanede devam eden bir tedavi dönemim oldu. İlk hamileliğimde düşük yaptım. Ama o çok enteresandı, yani hamile kalmıştım ama hissetmiyordum bir şekilde de. Havada kalmış gibiydim, idrak edemiyordum. Tam yılbaşı öncesiydi, Bodrum'a gitmiştik, doktor kontrolü ancak dönüşte olacaktı. Arada zaten kanamam oldu, çocuk düştü. Daha sonra ikinci kere hamile kaldığımda bu seferki oran-tıbbi beta oranı- çok daha yüksekti. Orada sanki bu kez hissettim hamileliği, ya o rakamlara güvendiğimden - ki bu çok mantıklı bir şey de olmayabilir- ya da hakikaten belirtiler başladı. Uyku bastırdı, Kurban Bayramıydı, sürekli uyuyordum,  bir acayip olmuştum. Tabi çok istediğimiz bir şey olduğundan çok da sevindiriciydi bizim için.

 

B&B: Nasıl bir hamilelik dönemi geçirdiniz?
NRÖ: Çok rahat. Zaten ilk günden beri normal doğumu düşünüyordum. Hiçbir şekilde bulantım, kusmam, o tip rahatsızlıklarım olmadı, çok şanslıydım. Son güne kadar da sokakta yürüyordum. Öğlen arkadaşımla yemek yedim, 5 günüm vardı daha, akşamına sancılar başladığında önce gaz sancısı zannettim. Bir arkadaşım söylemişti, bir sinyal daha olur, hafif bir kan görürsün diye, onu gördüğümde doktoru aradım, "Hadi hayırlı olsun, sen yola çık" dedi.

Dediğim gibi hamileliğim süresince rahattım, her gün yürüdüm, arkadaşlarımla komşularımla sürekli bir arada vakit geçirdim. Psikolojik olarak da çok güçlüydüm. Çok alıngan ya da hassas değildim, öyle duygusal gel gitlerim, ağlamalarım çok olmadı. Dolayısıyla çok rahat bir hamilelik geçti; nitekim doğum da öyle geçti; bebek de rahat oldu.

Bebek doğduktan sonra o ilk acemilik dönemi beni çok zorladı. İş hayatımda da öyleyimdir, yeni bir projeyle geldiklerinde bana dünyam yıkılırdı benim, ben bunu nasıl becereceğim diye, ama sonra gayet güzel yapardım ve iyi giderdi her şey. Bunda da öyle oldu, acemisin, hiçbirşey bilmiyorsun, canından can gelmiş, önünde duruyor, her şeyiyle sana bağlı. Gri, kara bulutlu bir dönemdir benim için yeni doğum yaptığım o dönem. Üstüne bir de devalüasyon oldu bir iki ay sonra, artık karı koca düşünür olmuştuk gelecek endişesiyle. Doğumdan sonra başlıyor böyle şeyler.

B&B: Bebekle ilgili doğum öncesi ve sonrası alışverişlerde ön plana çıkan ürünler var mıydı?
NRÖ: Benim en büyük avantajım annemlerin ihracat ve bebek kıyafeti yapıyor olmasıydı. Dolayısıyla imal ettikleri ürünlerin dışında bile, örneğin tulum mu lazım, hemen eski kalıplardan kestirebiliyordu benim için. Bir de çok hediye geldi bana, ne puset aldım, ne mama sandalyesi aldım. Şu an baby shower dedikleri çok revaçta olan şey, bizde dini bir gelenektir. 5. veya 7. ayda yapılır ve ondan sonra çocuk için alışverişlere başlanır. Dolayısıyla ondan evvel zaten normal olarak alışveriş yapılmaz. Zaten o ana dek hediyeler gelmeye başlamıştı, gelen hediyelere göre de göre alışverişler yaptım. Ana kucağı ile çok rahat ettim, iyi ki almışım dediğim aletlerden biridir o.

B&B: Size çok ilginç gelen bir doğum hediyesi olmuş muydu?
NRÖ: Bir arkadaşımız Amerika'ya gidiyordu tesadüfen ve o bize bir çanta getirdi. İçindeki kaşık, mama sıcaksa renk değiştiriyor, ilaç vermek için ölçülü şırıngası var, aynı zamanda emzik, sen emziğin içine ilacı koyabiliyorsun. Tabi şimdi belki çok da ilginç gelmeyecek bu tarz şeyler ama üç sene önce çok yeni ve ilginçti bizim için. Telsizleri çok kullandım, hala kullanırım. Bazı arkadaşlarım kendi eşyalarını verdiler, mesela bir arkadaşım sokak için çok pratik bir çanta verdi, biberon yeri vardı, bir sürü bölmesi vardı. Zaten bir ay sonra da yılbaşıydı, yılbaşında arkadaşlarımızı bize davet ettik, tabi artık gelen herkes bize değil Sinan'a hediye getirmişti. Orada da ilk oyuncakları geldi. Müthiş bir tüketim alanı aslında bebek. Bir taraftan imkanların dahilinde kendine almayıp bebeğine, çocuğuna alıyorsun. Bir taraftan oyuncak açısından şımartmayayım diyorsun ama bir taraftan da için elvermiyor, varsın şımarsın biraz da diyorsun. Diğer yandan şimdiki oyuncakların çocukların farklı yönlerini geliştirmesi açısından çok faydalı ve eğitici olduğunu da düşünüyorum, oyuncak deyip küçümsememek lazım. Ben oyuncak seçerken uzun uzun incelerim, hangi dönemlerde hangi oyuncakların daha faydalı olacağına göre tercih yapmak lazım. Bir de şöyle bir taktiğim var oyuncak konusunda, Kasım'da Sinan'ın doğumgünü var, Aralık yılbaşı, o dönem bir hediye yüklemesi oluyor bizde. Ben de hediye gelen oyuncakların bazılarını direk yokediyorum. Sene içinde farklı zamanlarda, örneğin yeni bir eve mi taşındık, "Bak sana yeni ev hediyesi"diyerek, ya da küçük bir ameliyat mı geçirdi, o zaman hediye olarak, yani zamana yayarak veriyorum yeni oyuncakları. Aynı anda gelen tüm oyuncakları vermenin de faydası yok, çünkü o zaman bir tanesine takıyor, geri kalanıyla ilgilenmiyor bile bazen. Bir de mesela dönem dönem bazılarını yok edip tekrar ortaya çıkarmak da faydalı bir yöntem. Tasarruf etmeyi de sağlıyor.

B&B: Cinsiyet konusunda bir tercihiniz var mıydı?
NRÖ: Oğlan olsun istedik. Aslında bir ara "kız istiyorum" filan gibi laflar ediyorduk ama için için ikimiz de erkek istiyorduk. Tabi işin özünde hiç fark etmiyordu aslında, o tedavi dönemlerinde, sağlıklı olsun yeter dedik.

B&B: Oğlunuzun ismine nasıl karar verdiniz?
NRÖ: Yemek yerken. Annem, babam, anneannem, kocam, ben bir çin lokantasına gitmiştik. Henüz cinsiyet bile tam belli değildi ama doktor büyük ihtimalle oğlan demişti. Biz de oğlan istiyoruz ya için için, başladık düşünmeye. İkinci isim olarak babamın ismini verecektim zaten, Jako. Ama ana isim konusunda düşünmeye başladık. Klasik bir isim verelim istedik, öyle çok dönem ismi, moda isim olmayan isimlerden düşündük. Bayağı bir alternatif üzerinde düşündükten sonra eşim "Sinan" ismini önerdi, ben de hemen "Evet" dedim, herkes evet dedi ve "Sinan" adı öyle geldi. Babamın adından da "Jak" aldık, ikinci adı da "Jak" oldu.

B&B: İkinci çocuk düşünüyor musunuz?
NRÖ: Hayır. Zaten maddi anlamda geleceği göremiyorsun, korkuyorsun ama maddiyatı da bir kenara bırakalım, ben beceremezmişim gibi geliyor. Öyle bir enerjim, gücüm, halim yok gibi şu an. Annem de diyor ki kimsenin olmaz ama ikinci tabi daha kolay büyür. O da doğru. Ama sonuçta şu an için gerek görmüyorum niyeyse. Hatta eğer ikinci çocuk düşünecek olursam, tabi araştırmak lazım, eğer kanunen de böyle bir hakkım varsa, evlat edinmeyi bile düşünebilirim aslında.

B&B: Şu anda Hürriyet Gazetesinde bir sayfa hazırlıyorsunuz..
NRÖ: Evet, tamamen bir anne-çocuk sayfası. Hamileliğe, doğum öncesine pek girmiyorum, çünkü o bambaşka, uzmanlık gerektiren bir alan. Doğumdan itibaren 6 yaşa kadar tercihim. Çünkü sonrasında da eğitim işi başlıyor, o konu da yine ayrı bir konu. Dolayısıyla ben doğum-6 yaş arası olabilecek şeyleri işliyorum sayfada. Benim köşemde Sinan ve benim hikayelerimiz/deneyimlerimiz ağırlıklı gidiyor. Yani orada Sinan'ın gelişmesiyle yaş büyüyecek. Ama tabi geriye dönüşler oluyor ya da ileriye yönelik örnekler de olabiliyor. Gündemi de takip ediyorum, yeniliklerden, kampanyalardan bahsediliyor. Bir tane ana konu hazırlıyorum, herhangi bir konu olabiliyor bu, gündemde olan veya olmayan ama anneler için her zaman önemli olan. Katı mamaya geçişten gidilebilecek tiyatrolara, doğumgünü pastasını nerede yaptırabileceğinizden organizasyon evlerine kadar olabilecek her konuyu hafta hafta işliyorum. Bazen bültenler, küçük haberler, Ne Var Ne Yok gibi bölümler de işleniyor.

B&B: Geçtiğimiz aylarda "Dokuz Ay 3 Yıl Annelik Günlüğü" adlı bir de kitabınız çıktı..
NRÖ: Ben hamileyken çok sıkıntı çektim. Yakın arkadaşlarım arasında doğum yapan yoktu. Vücutta bir değişim var, her şeyi dinliyorsun ve o kadar korkuyorsun ki. İnternet sitelerine giriyorsun ama yeterli olmuyor veya okuduğun her şeyi net anlayamayabiliyorsun. Yani o dönem çok yalnızlık çektim ve hamileliğimi yazmaya başladım. Dedim ben bunu yazayım, ileride hiçbirşey olmasa bunları hamile kalan arkadaşlarıma fotokopi yapar veririm en azından bir fikirleri olur. Çünkü en ufak bir şeyde her zaman doktoru aramaya da çekiniyorsun. Hamileliği yazdım. Doğurduğum andan itibaren ise aylarca bilgisayarı açamadığım için sonrası kesildi. Bir ara bunları bastırmayı denedim ama o ara devalüasyon oldu, proje askıda kaldı. İki sene geçti, Sinan iki yaşındayken Hürriyet yazıları başladı ve 0-2 yaş arası olanları yine köşemde yazmaya başladım. O arada işle, gazete yazılarıyla ilgili Hayat yayınları ile irtibata geçtik. "Sizin bu yazıları bir toparlasak" diye bir teklif gelince dedim "Bende daha öncesi, hamilelik dönemi de var". Ve geçen yaz oturup arayı, yani 0-2 yaş dönemini detaylı yazdım. Zaten önceden notlarım, ufak ufak ajandama yazdığım yazılar vardı, videokasetler, fotoğraflar yardımıyla da bayağı güzel hatırlayarak yazdım ve hamilelikle birlikte 3 yaşına kadar olan dönemi kitap olarak çıkardık. Sanırım önümüzdeki günlerde ikinci baskısı olacak. Ben bu kitabı çok seviyorum. Kitaptan para kazanmadım zaten, hiç öyle bir beklentim de olmadı. Ama hakikaten annelere yardımcı olacağına, hem onları güldüreceğine, hem bir iki sorusuna cevap vereceğine hem rahatlatacağına inandığım için sevdiğim bir kitap oldu bu.Yani benim hamileliğim döneminde böyle bir kitap olsaydı ben çok severek alırdım. Benim kim olduğum, nasıl bir geçmişim olduğu da önemli değil, hatta keşke başkaları da yazsa çünkü iki ayrı insanı okumak daha fazla şey kazandırır annelere, anne adaylarına. Ama devamını yani 3 yaş sonrasını düşünmüyorum,. Çünkü 3 yaşa kadar çok hızlı bir değişim, hızlı bir gelişim ve ilerleme var çocukta. 3 yaşından sonra o kadar değil artık, yine çok şey oluyor, çok ciddi dönemler de var arada ama 3 yaş dönemine kadar geçen zaman kadar hareketli ve detaylı değil gibime geliyor. Bu yüzden başka, farklı bir şeyler istiyorum ama daha hiç harekete geçmedim bu konuda da. Aslında biraz babaları da düşünmek lazım, babalarla ilgili, onlara yönelik hiçbir çalışma yok çünkü ortada. Kafamda bir şey var aslında ama onun için de çok insanla irtibata geçmem lazım, geniş çaplı bir çalışma lazım. Hele şimdi yaz dönemi hiç olmaz gibi geliyor, belki ileride öyle bir şey düşünebilirim.

B&B: Yazarlığın yanısıra, iş yaşamınızla ilgili yeni projeler var mı gündemde?
NRÖ: Evet, bir televizyon programı projemiz var. Sponsorlarla görüşmeler devam ediyor, bana da ekipte olmam, programı sunmam için teklif geldi; tabi sunuculuk olunca işin mutfağına da otomatikman girmiş oluyorsun. Memnuniyetle kabul ettim çünkü ben hakikaten istiyorum bu tarz bir çalışmada yer almayı. Böyle programların sayısı çok değil televizyonda ama çok da gerekli. Televizyon çok daha fazla insana ulaşabiliyor ve artık sadece büyük şehirlerde yaşayan anneler değil, kırsal kesimde ya da taşrada yaşayan anneler de çok daha bilinçli, çocuklarıyla ilgili konularda araştırmacı, meraklı, öğrenmeye istekli. Televizyon tüm bu insanlara da ulaşabilir. Bir de düzgün yapabileceğim birşey olduğuna da inanıyorum.

B&B: Çocuğunuza nasıl ve ne kadar vakit ayırmaya çalışıyorsunuz?
NRÖ: Şu son zamanlarda moda olan"az ama kaliteli zaman" kavramına son derece karşıyım, anlamıyorum çünkü bu kavramı. Ben bir annenin maddi imkanlarının elverdiği sürece, özellikle çocuğun ilk 2-3 senesini mümkünse tamamen çocuğu ile birlikte geçirmesi gerektiğine inanırım. Ama yok, çalışması lazımdır, mecburdur para kazanmak için, o zaman tabiki çalışmak zorunda. Bir de tabi, 3-4 sene çalışmayıp da sonra işe dönmek de zor. Ama benim fikrim, en azından imkanları elveriyorsa ilk iki sene anne çocuğuyla kalmalı. Ben, tedavi sebbeiyle de, hamilelikten önce zaten çalışmayı bırakmıştım. Ama evden yazılar yazıyordum dergilere, gazetelere. Doğumdan sonra tamamen bıraktım bir süre çünkü hiç vaktim yoktu. Çocuğuma kendim bakmaya kararlıydım, sürekli bir yardımcım da yoktu. Zaten 1,5-2 yaşından itibaren de çocuk yuva, kreş veya oyun gruplarına da kesinlikle katılmalı. Benim şansıma evimizin alt katında bir yuva açıldı, Sinan 16 aylıktı yuvaya başladı, ilk başlarda günde 2 -3 saat gidiyordu; büyüdükçe o saatler uzadı. Ve 2 yaşına geldiğinde bülbül gibi konuşuyordu, kendi kendine yemek yemeye başlamıştı, bir sürü şey çok kolay geçti. Bu "kaliteli zaman" hikayesinde de bana birilerinin bu kaliteli zamanı bir güzel anlatması lazım. Yani kaliteli zaman demek, çocuğumla az zaman geçirip onu çok iyi şekilde değerlendirmek mi? İşte ben buna karşıyım. Tabiki 24 saat çocuğunla oturup sadece televizyon karşısında kanalları dolaşmak da değil. Bence, yemek mi yapıyorsun, çocuğunu da al yanına mutfağa, seninle otursun, o da yumurtayı kırsın, ama yarısını düşürecek ama üstünü kirletecek olsun. Çamaşır mı asıyorsun, gelsin sana yardım etsin, çamaşırları leğenden alıp sana versin veya gidin odasına oyun oynayın çünkü çocuk tek başına oyun oynamayı da bilmiyor daha. Arasıra oturun birlikte televizyon da seyredin ama birlikte mutlaka zaman geçirin.

B&B: Oğlunuzun sağlığı, bakımı ve gelişimini nasıl takip ediyorsunuz?
NRÖ: Devamlı doktor kontrolünde. Başta hangi doktora gidelim diye bir karar dönemi yaşadık, sonra doğumumda hastanede olan Dr. Nüvit Altınkaya ile tanıştık, ve bir dönem onunla birlikte hastanede devam ettik. Hastaneye gidip geliyor olmak da avantajdı, hemen sigorta yapıldı Sinan'a. 3-5 ay sonra Nüvit Hanım hastaneden ayrıldı, kendi muayenehanesini açtı, orada devam ettik biz de. Ve hakikaten ben her ay düzenli olarak Sinan'ı doktoruna götürdüm. Kendi sağlığım için değil belki ama sevdiklerimin sağlığı sözkonusu olunca biraz evhamlıyım ben. Nitekim Sinan'ın bu geniz eti problemi çok vahimdi ve 3 yaşından önce ameliyat olmak durumunda kaldı. Geçen sene okuldaki ilk senesiydi ve geçen kış bütün kış boyunca hastaydı. Ama ilk seneyi atlattıktan sonra, bu sene hakikaten çok daha rahat geçti, ameliyat da rahatlattı tabiki. Hala kontrollerini asla atlamam ve düzenli olarak doktoruna götürürüm Sinan'ı. En ufak bir şüphemde, yani anlayamadığım bir sivilce dahi görsem doktoru ararım, hiç çekinmem. Doktorun biraz da şüpheci olmasını isterim ben, ilk başta olabilecek en kötü şey ne ise, ona bakılsın, kontrolü yapılsın, temizse tamam, ondan sonra daha rahat, daha keyifli başka ne yapılabilir, sorun ne araştırılsın. Çünkü geçen sene hafif zatürremsi birşey de geçirdi Sinan, hemen en baştan teşhis konuldu, ona göre önlem alındı. Böylelikle geç kalınmıyor.

B&B: Son olarak anne ve anne adaylarına tavsiyeleriniz ve söylemek istedikleriniz neler?
NRÖ: Herkes benim iki özelliğimi çok öne sürüyor, birincisi sabrımı, ki ben hakikaten sabırlı olarak da görmüyorum kendimi. İkincisi de herşeyi Sinan'a nasıl detaylarıyla izah ettiğimi. Gerçi eşim bu konuya "Fazla detaya giriyorsun, çocuğun kafası karışıyor, daha basit, daha kısa tut" diye yaklaşıyor, bazen iğneliyor beni. Bence sabır bir annede olması gereken ilk şey. 0-2 yaş zaten bakıcı gibisin, sadece çocuğun ihtiyaçlarını karşılamakla geçiyor. Ama 2 yaşından sonra çocukla bir iletişim başlıyor, birlikte eğlenmeye başlıyorsunuz, aktiviteler yapmaya başlıyorsunuz. Bu noktada sabır bence, sevgiden de önceki ilk kelime. Bir de istikrarlı olmak lazım ama o çok zor cidden, kolay kolay uygulanamıyor.

Çocuğunuza en son aldığınız hediye? Çizgi film VCD'si aldık

Çocuğunuzla ilgili en son okuduğunuz kitap? Şu an okuduğum bir kitap var; "3-4 Yaşındaki Çocuğunuz Büyürken", Parents Dergisi editörleri ve Ginny Graves tarafından yazılmış, Beyaz Balina Yayınları'ndan çıkmış bir kitap.

Çocuğunuza en son anlattığınız masal ya da oynadığınız oyun? Dün ilk defa onunla birlikte gidip hamburger aldık bir yerlerden, eve gelip karşılıklı yemeye başladık. Ben de Sinan'a hayatımdan bir kesit anlattım; ailemden ayrılıp kendi evime geçtiğim dönemlerde iki tane ev arkadaşım vardı, her Pazar birimiz gider, hamburger alıp eve getirirdi, hep birlikte evde hamburger yerdik. Pek hoşuna gitti, masal gibi üç kere filan anlattırdı bana tekrar. Bir de şu ara matador ve boğa güreşi hikayesi anlattırıyor bana, odasında öyle bir resim vardı, ben de anlayabileceği bir şekilde matador ve boğa güreşini anlatıyorum ona.

Çocuğunuzla birlikte en son yaptığınız aktivite? Sinemaya gittik ama Scooby Doo biraz fazla geldi Sinan'a, çıkışta da biryerlerde yemek yedik. Cumartesi günü de beraber bir müzayede sergisi gezdik.

Çocuğunuzun en son geçirdiği hastalık? Boğazda beta geçirdi.


Sevgili Nora Romi Özkılıç'a röportaj için çok teşekkür ederiz...